Tuesday, 14 May 2013

01.05.2013 - DAY1 - HONG KONG


HONG KONG INTERNATIONAL Airport:

We arrived Hong Kong airport separately. Hong Kong International Airport is the main airport in Hong Kong. It is located on the island of Chek Lap Kok. Quite big airport with all kind of facilities. You can have free internet at Hong Kong Airport without any issues.



Transfer from Hong Kong Airport to Hong Kong City Center:
There are couple of ways to go to town from the airport. Taxi, airport-express, bus, speed-boat etc. We used the cheapest solution for that. It was very quick and convenient as well.
We took the S1 bus to go from airport to the cable-car station, where the closest metro line starts & we took the metro to go to town center.
Here is the step-by-step guide from our friend Orkun:
At the airport there is a tour-center or sort of tourist-info, where you can find the Octopus card for your travel(and other payments) in Hong Kong. The Octopus card is a rechargeable contactless stored value smart card for making electronic payments in online or offline systems in Hong Kong. It is active since 1997 and it makes your life easy in HK.
But there is a small issue about it. You have to have cash to obtain or to top-up it. So, at the airport please visit first the 'rip-off' exchange office and change some money for Octopus card.
Octopus card is coming with 50 HKD deposit and with some credit. So, 100HKD is more than enough to reach the town in other words.

When you purchase the Octopus Card, just head on outside of the airport following the Public Transport signs or alternatively you can ask the bus-stop where the bus 'S1' is stopping.



Remember the left side traffic and expect a double-decker bus like in the UK. You have to go until the last stop, which is the MTR Cable Car Station.

This is the first stop of the metro, so you can sit down and enjoy the air-conditioned metro ride until your final stop. That will cost you 10-12HKD, which is the cheapest option for airport transfer.

The Anne Black - YWCA:
We stayed in this hostel. It was very cheap, clean and central. We booked our room from booking.com and paid per night (double room) 440HKD without breakfast and with shared bathroom. It's a multi-storey hostel like most of the buildings in HK but with english-speaking reception, which is a big bonus. Another good suprise was about the Credit Card Payment. They accept it :)
By the way it's YWCA but open for males and females.



Address: 5 Man Fuk Road, Waterloo Road Hill, Hong Kong  / +85227139211

Our twin bed room was looking like that:



First night in HK - Laser Show in Star Ferry Pier:
Every night at 8:00, Hong Kong’s skyline shines with a permanent light and laser show called “A Symphony of Lights.” According the Guinness Book of World Records, it’s the largest permanent one in the world. The show is narrated, but only in English on Monday, Wednesday and Friday. But on any night you can tune a radio to FM103.4 MHz for English narration. You can try and time it with a trip on the ferry, but the skyline is beautiful any time of night from the water.



So, we spent our first night with watching part of the laser show and walking in the downtown.

MONEY EXCHANGE IN HONG KONG:
Unlike in Mainland China, HongKong is full of private banks and exchange offices everywhere. But the problem is the exchange rate difference. Sometimes, the difference on Euro is almost 10% or even more. But we were lucky enough to find the official rate in some of the exchange offices. Remember that if you are far from the center, everything is cheaper and more real ;)








China in 12 days 8 cities (Hong Kong - Macau - Shenzhen - Guilin - Xi'an - Shanghai - Hangzhou - Beijing)


We have planned 12 days trip to discover some part of China (incl Macau & HongKong). Our starting point was Hong Kong, where we felt like in the UK. Red double-decker buses, traffic on the left side, post-boxes, telephone boots but couldn't see any Union-Jack. Our final destination was Beijing. Here you can find our travel route with all the cities we tried to visit:



Monday, 8 April 2013

PARIS'TE TOPLU TASIMA - PARIS METRO HARITASI PLANI








Paris'te toplu tasimayi kisaca 4'e ayirabiliriz:

1) Metro

2)RER (Sehir ici tren)

3) Yer ustu Tramvay

4) Otobus

Gun itibariyla, Paris ici 1nci bolgedir, haliyle alacagimiz her bilet bizi o yone dogru tasir. Dogru tercih her zaman 10'luk (Carnet) bilet alip bu yukaridaki hatlarda kullanmaktir. Tek kullanimlik biletler 1.70Euro iken 10'luk biletler (Carnet) 13.30Euro an itibariyla.
Bilet aldik diyelim, peki bu bilet nasil calisiyor. Giselerden gecerken veya otobus'e bindigimiz zaman makinaya islettigimiz (cezasi 5 - 30Euro arasi) biletlerimiz yolculugumuz 1,5 saati gecmiyorsa hala gecerlidir aktarmalarda.
Peki gunluk kart yok mu? O da mumkun:
Mobilis: 6.60 Euro (1-2nci bolge)
Paris Visite: Bunun fiyati biraz pahali ama baska indirimler (muze,park vs) sagladigi icin belki daha uygun olabilir
Bu arada havalimanina giderken bilet fiyatlari farklilasiyor, Orly ve CDG havalimanlari icin farkli bolgelere seyahat edildigi icin bilet fiyati artiyor.

PARIS MUZELERI

Louvre: herkesin asik oldugu muze. Ne yazik ki cok uzun kuyruklar var disarida (Louvre'un ana girisi - Piramit'in disarisi). Bu kuyruk, bilet kuyrugu degil, guvenlik kuyrugu, tabii ki de bilet kuyrugu ile baglantili. Bunu atlatmanin iki yolu var, metro ile gelirseniz, piramidin altina giren metro cikisini kullanarak cok az bir kuyruga kalirsiniz, hem de yagmurlu havada islanmamis olursunuz. Ikinci secenek de biraz daha uzakta bulunan (Piramit'in) guney-batisinda biraz gizli bir giris kapisi var, oradan girmek. Bu kapinin yerini gorevliler size gosterir.


Orsay: resim sevenlerin bayildigi muze.


Rodin: Heykel meraklilari icin kacirilmaz.


Invalides: Fransiz savas tarihi muzesi, gayet iyi.


Centre Georges-Pompidou (ModernArt)


O kadar cok muze var ki, detaylara girmeden liste burada (http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_museums_in_Paris)


Herkesin ortak sorusu, acaba Turkiye'de gecerli olan muze kartin burada da olup olmadigi. Ne yazik ki boyle bir olanak yok ama her ayin ilk Pazar gunu muzeler bedava.

3 GUNDE PARIS

Paris'i degisik rotalarla gezmek mumkun. Seine Nehri boyunca şehrin kalbi sayılan ve ilk yerleşim merkezi olan Ile de la Cite rotası en keyifli rotalardan biri. Ilk durak Pont Neuf. 

Pont Neuf, Paris'in en eski köprülerinden biri. 7 numaralı metro hattının Pont Neuf durağında inerek 1607 yılında yapılmış bu en eski köprüyü görüyoruz. Köprünün başında atının üzerinde duran kişi ise açılış törenini de gerçekleştiren IV. Henry. Conciergerie, buradaki ilk durak. Fransız Devrimi sırasında hapishane olarak kullanılmış Conciergerie binasi Marie Antoinette ve 2,700 kişinin giyotine gönderilmesine tanıklık etmiş 700 yıllık bir yapı ve içi gezilebiliyor. Giyotine gönderilenlerin listesi, Marie Antoinette'in hücresi, kadınlar avlusu, sınıflarına göre mahkumların hücreleri, muhafız salonları, nehirden yiyeceklerin getirildiği mutfak bölümü ve şapelleriyle birlikte görülesi binalardan biri burası. Bu binadan sorumlu kişi (concierge) o dönemlerde adaletin en yüksek rütbeli görevlisi ve kral tarafından görevlendiriliyor. Binanın bir kısmı gezilebiliyor. Diğer bölümleri ise hâlâ mahkeme ve adalet sarayı olarak kullanılıyormuş. 
Buradan çıktıktan sonra okları takip ederek Paris'in belki de en görkemli şapeli olan Sainte Chapelle'e giriyoruz. 13. yüzyılın ilk yarısında inşa edilmiş bu muhteşem şapelin en önemli özelliği üzerinde binden fazla İncil'den sahnenin tasvir edildiği 16 adet resimli dev camı. Burayı gezerken dinin sanatla anlatılabilmesinin ne kadar güzel bir şey olduğunu bir kez daha düşündüm. Kişi başı 12,5 EURO ödeyerek Conciergerie ve Sainte Chapelle'i birlikte gezebilirsiniz.

Burayı da gezmeyi bitirdikten sonra Rue de Lutece boyunca ilerleyerek 200 yıldan uzun süredir yerinde duran Çiçek Pazarı'nı (Marché aux Fleurs) solunuzda göreceksiniz. Amsterdam'daki kadar etkileyici olmadığını söylemeliyim. Hemen önünüzde ise 651 yılında inşa edilmiş şehrin en eski hastanesi olan Hotel Dieu olacak. Ama asıl güzelliğe daha gelmedik. Buradan hemen sağa dönüyorsunuz ve karşınızda tüm ihtişamıyla meşhur Notre Dame Katedrali'ni görüyorsunuz.

VII. Louis zamanında 1163'te yapımına başlanan bu muhteşem Gotik eserin şimdiki halini alması 1300lü yılları bulmuş. Gül pencereleri, 13 tonluk dev "Emmanuel" çanı, canavarımsı çirkin yaratıklar şeklinde tasarlanmış su olukları, kuleleri ve heykelleriyle bence Paris'teki en etkileyici yapılardan biri burası. Sanki Victor Hugo'nun kambur zangoçu Quasimodo'yu ve aşkı Esmeralda'yı görecekmiş gibi hissediyorsunuz içerideyken. Ya da belki de hissetmiyorsunuzdur da benim hayal gücüm devreye girmiş olabilir. :) Katedrale giriş ücretsiz, ama kuleye tırmanmak için hem belli bir ücret ödemek hem de sıra beklemek gerekiyor. 
Katedralin arkasına doğru ilerleyip, fotoğraflarını çektikten sonraMemorial de la Deportation'ın girişini görüyorsunuz. II. Dünya Savaşı'nda Nazi toplama kamplarında öldürülen 200,000 Fransızın anısına yapılmış bu yapının içinde karanlıkta ışığı yansıtan ve parlayan 200,000 cam boncuk bulunuyor. Bunlar şehitleri anımsatması için konulmuş cam parçalar. Şehitleri anmak için şehrin ortasına böyle bir anıt koymak ne saygı dolu, duyarlı ve zarif bir düşünce değil mi?

İşte şehrin iki doğal adacık üzerine kurulmuş tarihi kalbi aslında bu bölge sayılıyor. Küçücük bir alan da olsa detaylıca iç-dış gezmekten gerekiyor. Sehir ilk olarak buraya kuruldugu icin her bina tarihi. Bildiginiz gibi, Hitler 2nci dunya savasinda Paris'i bombalatmadigi icin ve isgal bir kursun atmadan gerceklestigi icin Paris yillardir ayni sekilde bozulmadan ve orjinalligini kaybetmeden kalmis.

Sanzelize (Champs Elysees) caddesi. Bir ucu Concorde Meydanı'ndaki dikilitaşa, diğer ucu ise Arc de Triomphe yaniZafer Takı'na uzanan uzun, geniş, cıvıl cıvıl ve en ünlü caddelerinden Paris'in. Kaldırımları da en az kendisi kadar geniş olan bu caddede pek çok ünlü markanın mağazasını bulmanız mümkün. Ayrıca keyifli restoranları ve pastaneleriyle ve meşhur LIDO Shov'un yapıldığı kulübüyle gece gündüz canlılığını kaybetmeyen bir cadde burası. 


Champs Elysees'ye gitmek için üç metro durağını kullanabilirsiniz. Bence akşam üstü hava kararmadan 2 numaralı hattınCharles de Gaulle - Etoille durağında inerek Zafer Takı'nda inmelisiniz. Fransız Devrimi sonrasında 1800 ile 1815 yılları arasında Napolyon önderliğinde yapılan Napolyon Savaşları sırasında ölen askerler anısına yaptırılan bu güzel anıtı ve altındaki hiç sönmemek üzere yanan ateşi görmelisiniz. İsterseniz tepesine çıkıp buradan Paris'e bakabilirsiniz. Daha sonra cadde boyunca yürüyebilir ve bir cafede şarap-peynir molası verebilir, üzerine La Duree'den aldığınız makaronlarınızı atıştırabilirsiniz. Ama yılbaşına kadar olan dönemde gidiyorsanız, tatlınızı caddenin Concorde Meydanı'na yakın olan kısmında kurulan stantlardan da alabilirsiniz. (Nutellalı krep/kestane/gofret/sosis/churros alternatifleri mevcut :) )

Artık şehre biraz da tepeden bakma zamanı geldi, değil mi? O zaman hazırlanın: "ressamlar tepesi" de olarak bilinenMontmartre'ye gidiyoruz!
Benim icin Paris'in en sevdiğim yeri olur kendileri, ne de olsa cok yakininda oturuyorum. Ozellikle gunesli (ve sicak) bir havada, manzara ve ortamin keyfine doyum olmaz, yaz aylarında cıvıl cıvıll meydana ve Sacre Coeur Bazilikası'nın önündeki merdivenlere hakimdi. Buranin ilginc bir hikayesi var. Cok yeni bir kilise aslinda ve de cok etkileyici ama tarihini okuyunca ve neden yapildigini bilince etkileyiciligi kayboluyour, neyse her sekilde Paris'in olmazsa olmazlarından biri olduğunu düşünüyorum. Mutlaka görmelisiniz ve ilkbahar ya da yaz aylarında giderseniz uzun uzun tadını çıkarmalısınız.

Buraya gitmek için 2 numaralı metro hattının Anvers durağında iniyor ve füniküler ile yukarı çıkıyorsunuz. İnerken yürüyerek merdivenlerden inebilirsiniz. Daha keyifli olacaktır. İlk önce karşınıza Sacre Coeur Bazilikası çıkıyor. Paris'in en yüksek noktasında (130 metre) bulunan bu bembeyaz kilisenin yapımına 1875 yılında başlanmış. Bitiş ise 1914'ü bulmuş. Bazilikanın bulunduğu Montmartre, "mount of martyrs" yani "şehitler tepesi" anlamına geliyor. Burada şehitler ile din uğruna acı çekerek ölen azizler kastediliyor. Bazilikanın kurulduğu nokta ise Paris'in ilk başpapazı olan Aziz Denis'in boynunun vurulduğu yermiş. 1919'da yapılan bir törenle bu bazilika kutsanmış ve Kutsal Kalp'e (İsa'nın kalbini sembolize eder) adanmıştır. Bu yazdiklarim tabii ki de yazili bir tarih, diger yandan da montmartre'da kilise kurulmadan evvel Paris komun'unun hakim oldugunu belirtmekte fayda var.

Montmartre için "sanatçılar tepesi" deniyor, Sacre Coeur'un arka tarafına doğru şirin ve dar yollardan yürüdükten sonra aşağıdaki meydana çıkıyorsunuz ve orada bir sürü ressamın ve karikatüristin bir şeyler yaptığını ve sattığını görüyorsunuz. Çevresinde de bir sürü keyifli cafe ve restoran bulunuyor. Gerçekten hoş ve keyifli bir ortam ve dediğim gibi güzel havalarda çok daha uzun saatler kalınabilecek yerler buralar.

Zaten ne olursa olsun, yılın hangi ayında gelirseniz gelin yine de Amelie filminin de çekildiği bu şirin semti inanılmaz sıcak ve hoş buluyorsunuz. Burayı seveceğinize eminim. O yüzden gelmişken uzun uzun tadını çıkarın. Buradan ayrılmanız akşamı bulursa da çıkışta Pigalle'i gezebilirsiniz. Pigalle  eskiden beri gece hayatiyla meshur olmus, kabare ve show'lariyla Paris'in gece yasaminin kalbi sayilan bir yer. Su anda sadece Moulin Rouge'a evsahipligi yapmasina ragmen, tekrar eski gunlere donme belirtileri var. Bir suru yeni bar/restoran aciliyor bu bolgede. 


Ikinci Gun Programi icin ilk baslangic noktasi, Lüksemburg Bahçesi, 224.500 metrekareye yayılmış alanıyla Paris'in en büyük parklarından biri. Burası yazın o kadar keyifli bir yer ki anlatamam. Havuzun etrafındaki sandalyelerde, ağaçlı yollara konmuş banklarda ya da çimlerin üzerinde oturup veya uzanıp kitabınızı okuyabileceğiniz, arkadaşlarınızla sohbet edip, oyun oynayabileceğiniz, içinde yürüyüş yapabileceğiniz keyifli bir park alanı burası. Kısacası bizim alışık olmadığımız türden bir oluşum da diyebiliriz! Parkta degisik bolgelerde ozellikle haftasonu satranc, bilye, top oyunlari oynaniyor, bazen havuzunda tekne yuzduruluyor, bizim icin cok farkli bir park. Güneşli bir günde orada bulunmak ve ozel olarak yapilmis iskemlelerde oturmak buyuk bir keyif guneslenmek (gunes almak) icin. İçinde Fransız Senatosu'nun binası olarak kullanılan Lüksemburg Sarayı'nın ve birçok heykel, çeşme ve anıtın bulunduğu bu keyifli parkta daha bol zaman geçirme fırsatınızın olmasını dilerim.

Şehrin bu bölgesinde görmeniz gereken bir yer daha bulunuyor: Pantheon. Burası ilk olarak Paris'in koruyucu azizesi Geneviève'e ithaf edilen bir kilise olarak yapılmış ama Fransız Devrimi sonrasında kilise özelliğini kaybederek bir anıt mezar halini almış. Mimari olarak Roma'daki Pantheon'u (isim babasi ama tabii ki de pek bir benzerlik yok Roma'daki muhtesem eski bir Pantheon'la) andıran bu yapının içinde Voltaire, Victor Hugo, Emile Zola, Jean-Jacques Rousseau, Marie Curie, Alexandre Dumas ve Pantheon'un mimarı olan Jacques-Germain Soufflot'nun mezarları bulunmaktadır. Ust katta ise meshur foucault  sarkaci bulunmakta, guzel bir deneyim:) Place du Pantheon'un (Pantheon Meydanı) yapının mimarının adının verildiği Rue Soufflot (Soufflot Caddesi) ile kesiştiğini görürsünüz. Haritanızı açıp Paris'teki sokak isimlerine baktığınızda ise ünlü sanatçılardan, yazarlardan, devlet adamlarından, bilim adamlarından ve bir şekilde insanlığa katkıda bulunmuş büyük isimlerden oluşan bir liste ile karşılaşabilirsiniz. 





Le Marais bolgesi de basli basina gezilebilecek, dar sokaklari ve inanilmaz cok sayida designer butikleri ve barlariyla dunyanin moda merkezi gibi. Hem Gay mahallesi hem Yahudi mahallesi, hem moda hem de turist merkezi olmasi dolayisiyla, yukarida Republique duragindan baslayip Place des Vosges'a kadar capraz bir sekilde sokak sokak yuruyebilirsiniz. Yahudi mahallesine gelince, Chez Marianne'de felafel'in tadina bakabilirsiniz. 


Sırada Paris'te görülebilecek daha bir cok yer daha var. Louvre Muzesi keza Musee d'Orsay, yani Orsay Müzesi ve yakinlarindaki Rodin Muzesi ve hatta Invalides. Bunlar icin 2 gun ayirmak gerekiyor. Diger muzeleri muze bolumunde anlatmaya calisacagim ama Paris muzeleri gercekten bir baska guzel.

Kariyerine bir tren garı olarak başlayan Orsay binası 1900 yılında müze olmaya karar vermiş. İçinde barındırdığı 1848 - 1914 yılları arasına ait sanat eserleri sayesinde her yıl milyonlarca kişi tarafından ziyaret edilen bu keyifli müzede Monet, Renoir, Van Gogh, Cezanne ve Corot gibi ünlü sanatçıların en önemli yapıtlarını görmeniz mümkün. Pazartesi günleri kapalı olan bu müzeyi görmek için kesinlikle zaman ayırmalısınız. Sabah 9.30 ile akşam 18.00 arasında açık olan bu müzeyi Perşembe günleri ise gece 21.45'e kadar gezebiliyorsunuz!

İkinci önerim ise Rodin Müzesi olacak. (Hatta toplam 12 EURO vererek hem Rodinhem de Orsay Müzesi için giriş kartı alabiliyorsunuz ve kişi başı 2 EURO gibi kârınız oluyor. Aklınızda bulunsun!) Orsay'ı gezdiğiniz mevsim fark etmez ama Rodin Müzesi'ni baharda veya yazın görmenizi tavsiye ederim, çünkü müzenin ziyaretçilere açık çok güzel bir bahçesi de bulunuyor. Bu müzede 1840-1917 yılları arasında yaşayan ünlü heykeltıraşın Düşünen Adam, Öpücük ve Cehennemin Kapısı gibi en ünlü eserlerini görebilirsiniz.

Bu arada Orsay Müzesi'ne gitmek için Musee d'Orsay metro durağı olduğunu hatırlatayım. Rodin Müzesi için de 8 numaralı metro hattının Varenne durağında inmeniz gerekiyor.

Muze gezmek istemezseniz ya da zamaniniz varsa ya da mimari konulara ilgi duyuyorsaniz, o zaman önerim La Defense olacak. Bazılarının Paris'e gidilince "görmeden olmaz" dedikleri bir yer olsa da bence "görseniz de olur görmeseniz de" kategorisine giren bir yer burası. Modern mimari örnekleri ve gökdelenlerle dolu olan bu bölge Paris'in iş dünyasının da merkezi sayılıyor. Zafer Takı'nın bile modernini (Grande Arche) burada görmeniz mümkündür. Kendinizi bir anda estetik abidesi bir Avrupa şehrinden çıkmış ve estetik yoksunu bir Amerikan metropolüne adım atmış gibi hissedebilirsiniz. Ama unutmayin bu meydan Sanzelize'nin devami olarak kus ucusu tabii ki de yapilmis ve yillar yili bir plan dahilinde yapimi yavas yavas devam etmis hala da devam etmekte olan inanilmaz bir proje.


Paris'te gezilecek yer onerilerine ek olarak, degisik yillarda yapilmis sehir parklarini da ekleyebiliriz. Benim en cok hosuma giden park, Parc de Buttes Chaumont. Sehrin biraz disinda olmasina ragmen, oldukca etkileyici bir park. Paris'in kuzeydogusunda, 25hektar alana yayilmis olan, 3uncu Napolyon tarafindan 1867'de acilmis, bayagi bir tepelik, agaclik ve cimenli ve keza selalesi ve golu olan guzel bir sehir parki ornegi, IBB gelse de gorse keske

Yine artan/fazla zamani olanlar icin baska bir oneri de Pere Lachaise! "Ne işiniz var mezarlıkta yahu?" dediğinizi duyar gibiyim. Ama öyle böyle bir yer değil burası, içinde bir sürü ünlü yatıyor. İdare binasından mezarlığın haritasını alarak gezmenizi öneririm, çünkü yalnızca girişteki panodan numaralara bakarak aradığınız mezarı bulmanız mümkün değil. Burada çocukluğumuzun La Fontaine'indenMoliere'e, Oscar Wilde'dan Marcel Proust'a, Edith Piaf'tan Balzac'a, Auguste Comte'dan Chopin'e kadar pek çok ünlü isim yatıyor. Jim Morrison'un mezarını görmek isteyenler cogunlukta. 2 ya da 3 numaralı metro hatlarının Pere Lachaise durağında inerek ulaşabileceğiniz bu inanılmaz geniş bir alana yayılmış olan mezarlıkta ilginizi çeken tüm isimlerin mezarını gezmeniz mümkün olmayabilir. İçindeki heykeller, çeşmeler ve krematoryum gibi binalar da haritada işaretlenmiş ama bir süre sonra yabancı bir ülkede mezarlık gezmekte olduğunuz fikriyle kendinizi biraz tuhaf hissederek ortamı hemen terk etmek isteyebilirsiniz. Tam da bu noktada Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya'nın mezarlarının bulunduğunu da belirteyim. Haritada isimleri yer almasa bile dilerseniz görevlilere (çöpleri toplayan görevli de dahil-işini layıkıyla yapma bilinci bu olsa gerek!) sorarak yerlerini öğrenebilir ve ziyaret edebilirsiniz. 

Herkesin ezbere gitmek istedigi Eyfel Kulesini sona biraktim. Eiffel Kulesi. 300 metre (hatta üzerindeki vericilerle birlikte 320 metre) yüksekliğinde ve 8564 ton ağırlığında 1710 basamaklı bu dev yapının yapımı yaklaşık iki yıl sürmüş. 28 Ocak 1887'de on beş metre derinlikteki temelinin kazılmasından sonra açılışı 31 Mart 1889'da yapılarak Fransız Devrimi'nin yüzüncü yılına denk getirilmiş. Yapımında çalışan "gökyüzünün marangozları" olarak adlandırılan işçiler Gustave Eiffel'in mühendislik firmasının ve mimar Stephen Sauvestre'nin talimatları üzerine demir parçaları bir araya getirmişler. Dünyanın en çok ziyaret edilen yapılarından biri ve Paris'in simgesi olan Eyfel Kulesi'ne yılda 6 milyon civarında ziyaretçi geliyormuş. Kulenin tepesine çıkılabiliyor ve restoranında yemek yenebiliyor. Eyfel Kulesi ile aynı fotoğraf karesine girmek için en güzel yerin de karşı kıyısındaki Trocadero metro durağında iner inmez göreceğiniz merdivenler olduğunu hatırlatayım. Eyfel Kulesi'nde kuyruk beklemek istemiyorsaniz, internetten biletinizi alip, elinizi kolunuzu sallayarak ilk uzun kuyruklari asabilirsiniz, en az bir saat kazanciniz var :)


Galeries La Fayette, 1893 yılında Théophile Bader ve Alphonse Kahn adlarında iki kuzen tarafından Opera'nın yakınlarındaki işlek alışveriş bölgesinde açılmış bir mağazaymış. Şimdi ise erkek ve ev dekorasyonu bölümü ayrı birer bina olan üç tane çok katlı mağazadan oluşuyor. Ana bina yedi katlı, diğerleri ise yaklaşık dörder katlı binalar. İçinde yok yok! Sırf Noel süslemeleri için bile ayrı bir kat ayrılmış. Şampanya barından sushi restoranına kadar bir sürü yeme-içme noktası bulunuyor.Galeries La Fayette'in bittiği yerde Printemps başlıyor ki o da Paris'teki diğer ünlü çok katlı mağaza diyebiliriz. Ama yine deGaleries La Fayette kadar eski ve önündeki ana caddeye adını verebilmiş bir mağaza değil. "Alışverişle işim olmaz," diyenlerin bile en azından Galeries La Fayette'in parfümeri resyonunun olduğu kapısından içeri girip, kafalarını yukarı kaldırıp, mağazanın süslü kubbe ve balkonlarına bakmalarını öneririm.

Paris'te alışveriş için diğer en ünlü cadde ise bildiğiniz üzere Champs Elysees. Louis Vuitton, Prada, Dior, Hermes gibi markaların ürünlerinin en yeni modellerine en önce sahip olmak isteyenler buralara mutlaka uğramalılar. Bu arada Paris'in en ünlü outlet'i olan La Vallee'yi de unutmamak gerekir. Burası Paris'e trenle yaklaşık 35 dakika mesafede, Disneyland'e yakın, açıkhava bir outlet köyü! (Buraya gitmek için RER Ahattının Marne La Vallee/Parc Disneyland yönüne biniyor ve sondan bir önceki durak olan Val D'Europe'da iniyorsunuz. Kısa bir yürüme mesafesinden sonra kendinizi mağazaların tam arasında bulacaksınız.)

Paris Operasi, Opera Garnier olarak mimarı Charles Garnier'in adıyla da anılan bu görkemli bina 1875 yılında tamamlanmış. Biz az çok Viyana'daki Opera binası benzeri bir şeylerle karşılaşacağımızı tahmin ettiğimiz için gezmedik ama8 EURO karşılığında binanın içini gezmeniz mümkün. Bu arada Opera'nın yakınlarına kadar gelmişken Cafe de l'Opera'ya uğrayıp bir tatlı ve kahve molası da verebilirsiniz. Ama servis her zaman ayni degil :(


YURUYEREK PARIS - ADIM ADIM PARIS - PARIS HARITASI - PARIS ROTASI

Paris'te heryer esasinda yurume mesafesinde. Hava guzelse, gidilecek olan heryere yuruyerek ulasmak mumkun. Cok araba olmamasi, kaldirimlarin genisligi ve binalarin guzelligi, ve Paris'in cogunlugunda yokus olmamasi, yurumek icin yeterli sebepler.
Asagida paris rotalarini ve yuruyus haritalarini bulabilirsiniz. 

Sunday, 7 April 2013

UCUZ PARIS RESTORANLARI LOKANTALARI BARLARI CAFELERI HESAPLI MEKANLARI

Paris Cafe'leri ile meshur. Paris yuruyerek gorulebilecek bir sehir oldugu icin, her kose basinda farkli cafe'ler var. Hepsi de birbinirin aynisi disarida masalari ve bir ornek giyinmis garsonlari ve eski gorunumlu mobilya ve ic dekoru ile hem Fransa icinde hem de dunyanin bir cok ulkesinde en cok gorulen cafe stili.
Gidilecek/gorulecek ya da kahve içmek için oturabileceğiniz ünlü iki kafe bulunuyor. Bunlar yan yana olan Cafe de Flore ve Cafe Les Deux Magots adlı kafeler. Saint Germain des Pres durağında inerek ulaşabileceğiniz bu iki kafeden Cafe Les Deux Magots Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Albert Camus, Pablo Picasso, James Joyce, Bertolt Brecht  ve Ernest Hemingway'in sık sık uğradığı ve saatler geçirdikleri tarihi bir kafe. 1873 yılından beri aynı yerinde hizmet veriyor. Esasen ipek ic camasiri satan bir dukkan iken, 1884'ten itibaren ayni yerde cafe olarak hizmet vermeye devam ediyor. Her iki kafe de bir cok film'e ev sahipligi yapmis ve yapmakta, turistlerin cok ilgisini ceken ama ayni zamanda Fransiz musterilerin de yogun oldugu yerler.Bu iki kafenin de diğerlerine göre biraz daha pahalı olduğu bir gercek ama burada iceride veya disarida oturulmali ve kesinlikle sicak cikolata tadilmali. 





Paris kafe'leri ile ilgili bir ek bilgi. Fiyatlar degisebiliyor oturdugunuz yere gore. Yani disarida icilen bir kahve daha pahali iken, iceri masa daha ucuz ve bar'da ayakta icmek en ucuz. Bu her kafe icin gecerli olmasa da boyle bir fiyat ayrimi var genelde.
Kisaca, gunese bakan guzel bir disarida masa bulunca, hesabin ne kadar gelecegini dusunmeden oturun ve Paris kahvelerinin ve Paris'te tatilin keyfini cikarin.

Paris'te kafe'lerden sonra en cok karsilasilan yer, creperie - krepciler. Ayak ustu atistirmalik krep'ler hem doyurucu hem de lezzetli. Benim tercihim Turk'lerin islettigi krepciler. Hem temiz hem de torpilli, duruma gore sogan da koydurabilirsiniz ki bu baska krepciler de mumkun degil. Krepci sayisi Paris merkezde Doner bufesinden fazla diyebilirim. Hangi karisimi istiyorsaniz, tatli-tuzlu-soganli-acili onu soyluyorsunuz ve krepleriniz bir iki dakika icinde hazirlaniyor. Eger degisik krep cesitlerini merak ederseniz, Montparnasse istasyonuna yakinindaki Rue de Montparnasse sokagi iyi bir alternatif bir cok creperie (krepciler) ile.

Ama dedigim gibi ben ayak ustu atistirmayi sevdigim icin Paris'i gezerken, tavsiyem St Michel cesmesinin cok yakininda olan krepci (ismi galiba Mich Sandwiches), Rue Saint-André des Arts'in basinda. Sahipleri ve calisanlari Turk, torpil de yapiyorlar Turkce konusunca.

Kafe ve krepcilerden sonra, en cok karsilasilan her kose basindaki firinlar ve pastaneler. Cogu eski kalitesini korumasa da herseye ragmen cok guzel ve farkli heryerde Fransiz pastane/unlu mamul firini gormek. Fransizlar, bizim francala dedigimiz baget ekmegin mucidi ve dunyaya cikis noktasi. Fransiz kafesi, bistro, restorani gibi fransiz pastanesi ve ekmek firinlari bircok ulkede zaten Fransiz isimleriyle bir marka.
Turkiye'yi de derinden etkilemis ve bolca bizim agiz tadimiza uygun sekilde artik bizim pastane kulturumuze yerlesmis ve hatta bircogumuzun Turk pastasi diye yedigimiz bircok tatli Fransiz kokenli. Milfoy, Profiterol, Ekler, krem karamel ve diger tanidik tatlilarin orjinal tatlari icin Paris bircok firsatlar sunuyor.
Benim ilk tavsiyem, La Marais bolgesindeki Chez Manon, 25 Rue de Bretagne, 75003



Tek dezavantaji, kahve ve pasta'nin bir arada sunulmamasi.

Ikinci pastane tavsiyesi, Odeon'un ara sokaklardan birinde, Cours du Commerce Saint-Andre'de 'Un dimanche a Paris' de ozellikle ekler konusunda uzmanlasmis bir pastane:




Fransiz restoranlari, genelde birbirinin ayni menulere sahipler. Isin dogrusu bu biraz bistro tipi restoranlar icin gecerli. Ben burada Michelin yildizli ya da luks restoranlardan ziyade ucuz ve lezzetli restoran isim ve adresleri vermek istiyorum.


Aksam yemekleri icin restoranlar 19:00'dan sonra aciliyor. Her kose basinda farkli bir bar/restoran oldugu icin secim yapmak cok kolay aslinda. Ben 3 degisik restoran onerecegim.
Birinci restoran onerisi, aksama kadar Louvre muzesinde dolasip yorulup acikanlar icin, Louvre muzesine 10 dakika yurume mesafesinde olan Bistrot Victoires - 6 rue de la Vrilliere, 75001. Fiyat/lezzet olarak cok makul, cok da fazla turist olmadigi yani yerli musterileri bol oldugu icin kalitesi pek degismedi. Confit de Canard ve antrikot tavsiye ederim.



Ikinci alternatif, Paris'in pasajlarindan birisi, Passage de Panorama icindeki restoranlar. Bir cicek pasaji konsepti yok ama 1834'lerden kalma farkli bir atmosferi var icindeki bar ve restoran ve galerileri ile.
www.passagedespanoramas.fr/ Girisi Boulevard Montmartre'dan veya 10 Rue Saint-Marc'dan.

Ucuncu alternatif de iyi bir antrikot yemek isterseniz (fix menu, yani ne getirirlerse onu yedigin) Le Relais de l'Entrecôte'u tavsiye ederim. Ne yazik ki cok uzun kuyruklar var kapisinda her daim, cogunluk turist ama lezzeti gercekten de ozel. Uc subesi var Paris'te ve bolca da sahtesi var :) 
Subeleri soyle:
• Paris VI •101, boulevard du Montparnasse
• Paris VIII • 15,rue Marbeuf (Sanzelize'ye yakin)
• Paris VI • 20, rue Saint-Benoît


Ucuz Paris Lokantalari nelerdir? Paris'te ucuza nerede yemek yenir? Paris'te hesapli yemek mumkun mu?

Paris'e gelen hemen herkesin fark ettigi bir ozelligi var Paris'in. Fiyatlar verilen hizmetin karsiliginda gayet yuksek, yeme icme konusunda. Bu yuzden 1 haftadan uzun bir sure kalan turistlerin sordugu soru, acaba nerede yemek yer Parisliler ve ucuz hesapli Paris restoranlari nerededir diye soruluyor.
Paris'te hemen her kose basinda bir restoran var ve cogu restoranin menusu uc asagi bes yukari aynidir.
Altin kural, her zaman menu secmek ve eger icki iciyorsaniz ev sarabi diye de tabir edilebilecek sarap listesinden sise sarabini secmek ve yanina da surahi su istemek olacaktir.
Paris'te her mutfaktan onlarca restoran var ve bunlarin arasindan eger fransiz yemekleri yapan yerleri sececekseniz ya Brasserie ya da normal Restoran tarzi yerler sizi bekliyor secenek olarak.

Tuesday, 6 November 2012

ARGENTINA (01.11-04.11.2012)

After a very long BA flight from London (LHR), I did reach Buenos Aires in the morning of 01.11. The airport of EZE (Buenos Aires International Airport) had a suprise for me. We couldn't leave the plane easily, because the immigration queue was starting almost from the plane door. It took more than 1 hour to go through the immigration (passport) control. I don't know, what was the real reason about it. Just a plane was there and there were many officers but maybe there a special day. So, don't be surprised, if you have to wait in the queue more than 1 hour, before entering the country. When you pass the immigration, you will come to duty-free than the baggage collection carousels. You have to put your bag on the x-ray scanner before you head to the bank (changing money), transfer or car hire companies.
Transportation from Ezeiza Airport Buenos Aires:
There are couple of solutions. But you need to be careful not to took any taxis, which are not registered. Many people are hassling you to take you downtown and they try to convince you for that. 
Avoiding this people on the exit of the airport, the cheapest solution is the Public Bus, but don't recommend it, because of the location and the duration of the journey. I took the second cheapest solution for that transfer (for a solo traveler), which is the only private shuttle-bus service, Manuel Tienda León Bus Company. You can just walk direct to their office after custom control and buy a ticket (even with a very small change until your hotel). You can pay buy USD or by credit card as well as the local currency. I paid 75A$ and another 10A$ for the transfer from the bus-terminal (opposite of Sheraton Hotel) to my hostel. The drive was 50 mins with a luxury bus. When we arrived to the town, a taxi took me to my hostel. 

On the way to the town, there was heavy traffic on the motorway and poor neighborhood with unpainted or without roof houses around.
After I left my handbag to hostel, I went out to have a walk in the down-town. My hotel was in Palermo area, which is a real rich & pretty neighborhood of BA with full of trendy bars,clubs & restos. The weather was 29C but not disturbing :-)
I had a walking tour, which I did read in another bloggers recommendations. So, I took his recommendation and made his recommended path but than I continued more to see the rest of the city.
The city is flat and you can easily reach from one point to another with easy walking. Roads are not crowded and enough space for walk on the pavement. But crossing the road may be a different experience. Some avenues are really big (maybe 8 or 10 lanes, each direction). So, crossing these avenues is time consuming :)
The city center is easy to recover in 2 days with all the museums and tourist spots. 
What not to miss is to visit the famous cafe Tortoni and have the hot chocolate (which is served with hot milk and water).

Another important thing is to visit the Mothers of the lost ones. As you know, approximately 30+ years, mothers of the lost people (around 30,000) in Argentina are demonstration on May Square every Thursday at 16:30. 






In the same square, you can meet the war veterans of Falkland wars, as well as other demonstrators as well. When I was there, it was quite crowded and noisy but extremely peaceful. The police blocked the road for the other drivers but nobody was over-reacting to that.






f