Friday, 19 September 2014

DAY2-04.09.2014 - PAMIR Yolu Tajikistan - Murghab



Sıcak bir duş ve akabinde yolculugun ilk kahvaltısi, ekmek, reçel, tereyağı, omlet ve yeşil çay. Bu stan’lardaki kahvaltı menüsü standart, genelde böyle belki fazladan meyve oluyor. Peynir veya domates cok ender sofraya geliyor.
Murghab'da pazar var. Konteynerların içimde kendilerine göre planlı bir pazar var alış veriş için. Yolculuk boyunca su en büyük problem. Bol bol su bisküvit ve meyve alıyoruz. Para bozduruyoruz sokakta ve orada anlıyorum ki buralarda Euro'nun pek bir kıymeti yok. Çok düşükten bozuyorlar, neyse zaman yoktu bozduracak gelmeden, yapacak birsey yok. Birbiri ardına gölleri geçiyoruz sağımız ve solumuzda. Çok büyük bir tuz gölünü de öğle yemeğinden sonra.
Yol üzerinde biryerlerde eski devirlerden kalma duvar yazıları olması lazım. Öyle okumuştum. Şöförümüze söylüyorum onayı da alınca gruptan iz yol ve tabela'nın olmadığı bir coğrafyada bulmaya çalışıyoruz gideceğimiz yeri. Yarım saat 45 dakika olması gereken yerde arıyoruz duvar yazilarini ama nafile bir çaba. Gidecek olanlara tavsiye, üstüste konulan taşları takip etsinler, yazılar bir mağaranın duvarında az yukarıda. Yazıların olduğu yerde de eski bir tabela var. Bizden evvel gelen turist’lerin rehberi bize fotograflarla gosterdi nerede oldugunu.
Öğle yemeği için seçtiğimiz yer Alichur. Isimler hep Turkce Cunku Pamir halkı Kırgız kökenli, chur cöl demekmiş. Alichur nehrinin kıyısında balık yiyeceğimizi hayal ederek 2 restorandan birine gittik. Hava soguk, baliklar kacmis, neyse etli patatesli ve lahanalı güzel bir yemek yedik. Yine dolarla ödeme yaptık. 3$. Yemek sonrası tuvalete gidenlerin görüntüsü muazzamdı :-) Tuvaletlerde kapi genelde kullanilmiyor, hela desem daha iyi, ya da cukur.
Yemekten sonra tuz golune vardik, manzara etkileyici daha sonra da önce Bulunkul sonra da Yeşil Gol’e / Yashilkul Gölü'ne gittik. Manzara muhteşem. Yukseklik +3700metre. Gölün yanındaki iki Kazakistan plakalı cipin yanına park ediyoruz. Kazakıstan'da yaşıyan yaşlı bir Alman ve daha genç bir kazak karısı ve yaşlı 3 Alman çift var, Kazakistan'dan gelmişler o aksam orada kalacaklarmış. Onlarla konuşurken benim seyahat arkadaslarımın baskısıyla mayomu giyip 3727metrede gole giriyorum. Buzlu su soğukluğunda ama ekip ruhunu bozmak olmaz. Fonda BeachBoys çalıyor Andy motivasyon niyetine. Neyse ki cok kalmiyoruz. Cikinca hemen giyinip, guneste isiniyoruz. Gunes batmadan, Bulunkul’a geri donuyoruz. Aksam hemen gölün arkasındaki Bulunkul'da kalacağız. Bu sefer akşam yemeği ve sabah kahvaltısı 20$. Hava kararmasıyla beraber sıcaklık eksi derecelere düşüyor. HomeStay'in sahibi yakıyor sobayı. Tezek kokar diyor ama etrafta ne ağaç var ne kömür tabii ki de tezek yakıyorlar. Konuştukları dil yine Türkçe ama biraz daha değişik ama anlaşılıyor. Pamir'lerde hep Türkce duyduk sonuçta. Nüfüs az ama kırgızlar yaşıyor yoğunlukla. Çay içiyoruz akşam yemeğinde yediğimiz balığın arkasından. Cayla beraber laf lafi aciyor. Televizyon gormuyorum etrafta ama yine Turk dizileri ile baslayan bir muhabbet var. Ama ilginc iki bilgi veriyorlar. Daha evvel Turkiye’den bir kiz gelmis bisikleti ile gectigimiz haftalarda / aylarda, Gurkan Genc’i hatirlamiyorlar. Bir de buralardan Turkiye’ye gidenleri sordular. Sonra hatirladim Van’a yerlestirilen, TRT’de gordugum, Pamir Turkleri sanirim. Hemen benzerini soylediler, Dogu’da daglarda yasayan bir asiret varmis Pamir’den diye. Neyse uykumuz geliyor, hep beraber yan yana aynı odada kalacağız. Odanın camları çift cam ama yine de içerisi ısınmıyor. Kışın bu odada bütün aile yatıyormuş en çok ısınan yer burası olduğu için. Kat kat yorgan ve döşek seriyor ev sahibi. Odanın içi herşeye rağmen ısınmıyor. Yazılana göre ülkenin en soğuk yeriymiş. Altımızda buzul olmalı. Akşam kurt ve köpek atışması uyutmadı. Mecburen tuvalete kalktım. Hela eski usul tahta kulübe içinde delik ama bu sefer kapısı var. Birilerine selam vermeden tuvalette kalmak mümkün. bir sürü ev için yapılmış ama evlerin az ilerisinde, hacethane, ama hava soğukken zor oluyor:-)

DAY1-03.09.2014 – ILK DURAK OSH KIRGIZISTAN – KYZYL ART PASS – KARAKUL - MUGHRAB



Uçaktan indim, sonunda Osh'a vardım. Sabahın erken saatleri ve amacım çok hızlı bir şekilde Oshguesthouse'a varıp, GBAO (Pamir Özerk Bölgesi) permit'ini alıp beni hala bekleyip beklemediğini bilmediğim gruba yetişmek. Taksi ile pazarlık 10 dolardan başladı, 2 dolar da bitti. Hesapta 10 dakika sürecek yol bir saat sürdü, şöför hem gaz doldurdu arabasına hem de adres bilgisi olmadığı için şehir turu attırdı ama iyi de oldu şehiri görmüş oldum, eski ve köhne bir Sovyet kasabası, ilginc bir sekilde sokakta dolaşan atlar var. Oshguesthouse'a vardığımda bana çok yardımcı olan kişiyi de görmüş oldum. Bir değil esasında iki kişilermiş. Omadillo ve Hacı Abi. GBAO Permit'imi aldım, 65$, esasında 10$ konsoloslukta ama konsolosluklar vermiyor ve almak mucize. Kısaca Pamir'lerde turist olmak için çok ısrar etmek ve her turlu yolu denemek gerekiyor. GBAO Permit'imi aldım ama dun ben ucagi kacirinca bensiz yola cikan ve su anda Tajikistan sinirinda beni sınırda bekleyen jeep'teki arkadaslarıma nasıl gideceğim. Ulkede toplu tasima olmadigi icin her yere sadece araba ile bir ulasim var, onun da taxi dolmus (kucuk) versiyonu sadece sabahlari calisiyor. Kisaca aliskin olmadigim bambaşka bir problem. Sağolsun Hacı Abi de Omadillo da YINE inanılmaz yardımcı oldular. Hem oraya gidecek, adrese teslim Taxi dolmuş ayarladılar, hem de Taxi geç gelince de şöförün yanına gidip bir hata yapmasın sofor diye beklediler. Şaka gibi ama 3 saat sürdü taxi'nin gelmesi 5 dakikalik mesafeden. Müşterilerden biri pazar alışverişi yapıyormuş. Onu bekliyormus. Ama hacı abi bırakmadı ve getirdi şöförü sonunda. Ben acaba hala beni bekliyorlar mı diye düşünürken, sağolsun Hacı Abi de Omadillo da panik yapmana gerek yok o jeep sensiz yola çıkmayacak dedi. Ben de o moralle beni sınırda 3170 metre irtifada olan Sary Tash’a doğru yola çıktım. Taxi’ye binince yanimdaki cocugu fark ettim, uzamis sakallariyla. O da benim gibi sırt çantalı ama gercek bir çılgın. Çek Cumhuriyeti'nden Lukasz. 3 aydır geziyormuş. Telekom mühendisi. Işinden sıkılmış, ücretsiz izine ayrılmış çok az bir bütçe ve bol bir zamanla hem Çin Kazakistan Moğolistan Kırgızistan gibi ülkeleri geziyor hem de trekking yapıyor kaldığı ülkelerde. Öyle haritası da yok, bildik manada. Halbuki internette bütün Sovyet kartografik haritaları bedava ve çok detaylı. Yolculuk 2.5-3 saat sürdü mola ile ama Lukasz sağolsun hiç sıkılmadım. Eski Sovyetlerde gezenlerin hala en büyük derdi olan registration yani bir otele kayıt zorunluluğunu nasıl hallettiğini sordum, bayağı güldürdü beni verdiği cevaplarıyla. Bir ara ihtiyaç molası veriyoruz, Sovyetler'in meşhur Lenin Peak Tepesi ilerimizde basini gosteriyor, muhtesem, 7134m. Lukasz oranin ana kampina dogru yuruyecek, haritasi yok, ana kamp kolaydadir diyor, nasilsa bulurum. Sonunda Sary-Tash a vardığımızda beni şöförümüz Mo (+996558000820 / pamir.mah75@mail.ru) karşıladı. Çok güzel Türkçe konuşuyor, yıllar evvel Türk şirketinde çalışmış söylediğine göre ilk Türkçe konuşan turist benmişim. Jip'i çok güzel, temiz bir Mitsubishi 4 kişiyiz yolcu olarak. Iki delikanlı Polonya'nın kuzeyinden. Bir de Irlandalı yol arkadaşımiz var. Hazırız Pamir Highway, Pamir Yolu bekle bizi. Sınıra doğru yola çıktık, herkes aynı şeyi düşünüyor sanırım. Sınır açık mı yoksa bize söylenen gibi kapalı mı? Ilk sınır Kırgız tarafı. Çok hızlı geçiyoruz, şöförümüz sağolsun :-) sınırdan çıktık ama Tacik sınır geçişi nerede? Şaka gibi ama 10-12 km gittikten sonra gördük. Bu kadar geniş No mans land ve bu kadar iki sinir arasinda yukseklik farki görmemiştim. Tekerin patlasa ya da hastalansan ne yapacaksin, bu kadar genis alanda. Git git bitmedi. Hep yokuş yukarı çıktı yol Tacik sınırına varana kadar. Tacik sinirina vardik ama sinir kapali, bildigin kilitli, neyse ki soforumuz var J Sınır esasında askeri bölge, gumruk kontrolu şu bu vesaire yok. Sadece r… istiyorlar gorevli subaylar. Birer d… herbirine. Daha evvel kadinlara musallat olduklarini okumustum askerlerin ama bu sefer aramizda kadin yok, yine de her biri gelip cipin isine bakiyor, acaba diye J Bu sınırda sadece askerler var diğer sınır da olduğu gibi. R… işimizi kolaylaştırıyor ve Tacikistan'dayız :-) yolculuk şimdi başladı :-) 
Sinirda beklerken hep beraber disari cikiyoruz. Herkes nefes almakta zorlaniyor. Şaka gibi herkes sen de mi diye birbirine soruyor. Biraz göğüs ağrım var, yükseklik hastalığı belirtisi malum. Diğerleri bir gün Sary-Tash'da (+3000 metrede) dinlendiler  vücutlarını alıştırdılar ama benim zamanım yoktu, haliyle bu kadar hızlı yükselince oksijen azlığı akciğeri hazırlıksız yakaladı. Hemen Tajik sınır birliğinin arkasında 4280 metrede Kyzyl-Art geçişinde dışarı çıkıp fotoğraf çektiriyoruz, güneşli ve soğuk, bu kadar uğraşın sonunda girdik Pamir Yoluna. 
Adi PAMIR HIGHWAY M41 adi ustunde otoyol ama yollar asfalt değil, micir bile degil. Ruslar Afganistan'a kolayca müdahale edebilmek için meşhur Pamir yolunu oluşturmuşlar diye okudum. Крыша мира, dunyanın çatısı adı üstünde. Inanılmaz yüksek bir yol, 1000km civarında 4,000metre altında ve üstünde gidiyorsunuz. Araba ile geçilen en Yüksek nokta 4655metre ile Akbaital Pass. 
Ilk durağımız Karagöl (karakul). 3914 metrede dev bir meteor'un oluşturduğu bir göl. Öğle yemeği için HomeStay'e geliyoruz. Hava güneşli ama çok soğuk yüksek irtifadan dolayı. Etrafta çocuklar oynuyor. Yukselik dolayisiyla yesillik namina pek birsey yok, koy’de evler catisiz, disarida bir iki tuvalet var, eski usul. Gölün kenarına gidiyoruz. Polonyalı yol arkadaşlarımdan biri gölde yüzeceğim dedi, gerçekten de su çok soğuk dışarısı da aynı şekilde ama fırsatı kaçırmıyor, göl'e giriyor. Bağırış çağırış ve suya yarisina kadar giriyor ama hepimiz neşeliyiz, bir daha ki göle beraber gireceğiz. 
Göl dönüşü Home Stay'de öğle yemeği bekliyor bizi. Yeşil Çay artık bütün yolculuk boyunca sofrada olacak. Göreceğim 4 ülke boyunca genelde çay isteyince hep yeşil çay geliyor sofraya. Ilk yemeğimiz etli ve sulu noodle. Daha evvel okuduklarımdan dolayı biraz tereddütle yiyiyorum. Ishal olmak da var daha yolun başında. Adam başı 3$ ödeyerek kalkıyoruz masadan. Buralarda para bozdurmak hemen hemen imkansız olduğu için birlik deste halinde USD taşımak çok mantıklı. Euro ise tam anlamiyla gecersiz para birimi. Karagol'den sonra yola devam ediyoruz. Manzara cok etkileyici bakmaya doyum olmuyor. Surekli arabayi durdurup forograf çekiyoruz. Yolculuğun en yüksek noktası, herhalde dünyada araba ile çıkılan en yüksek noktalardan biri olan 4665 metre yükselikteki Ak-Baital zirvesinde de bir fotoğraf molası veriyoruz ama yol arkadaşlarım büyük bir ihtiyac molasına dönüştürüyorlar rekorlar kitabı için sanırım:-)
Hava kararmaya yakin Murghab'a vardik. Pazarlıkla 4 kişi için iki oda alıyoruz adam başı 15$ Kahvaltı dahil. Burada sicak suyu olan bir otelde kalacagiz. Sehrin tek oteli. Otelin içi karanlık, ama ampuller yanıyor. Çok elektrik gitmesin diye 10watt ampullerle aydınlanıyor otel. Ama sıcak su var, dus var ve tuvalet içeride ki ilk kez görüyoruz. HomeStay’lerden cok farkli bir luks J Odada isitma yok, hemen uykuya daliyorum.

PAMIR YOLU – PAMIR HIGHWAY – DUNYANIN CATISI – M41 - КРЫША МИРА


IPEK YOLU VE PAMIR YOLU - SILK ROAD & PAMIR HIGHWAY



Cok uzun zamandır methini duydugum ama gitmek için zaman bulamadığım için ötelediğim Ipek yolu gezisi sonunda Erocan'ın doğumgününe denk gelecek şekilde Eylül başına planlandı. Ama Erocan'ın iş durumu sebebiyle tek başına bir yolculuk olacak gibi. Daha evvel Ipek Yolu’nun baslangici olan Xian(Cin)’i gordugum icin,  yolculuk rotasını Uygur Bolgesi (Cin), Kırgızistan, Ozbekıstan ve belki de Turkmenistan olarak yapmıştım. Ama Internet'te seyahat blog’larini okurken, kim gitmiş kim neleri görmüş diye bakarken çok güzel fotograflar gördüm ve Ipek Yolu gezisi baştan planlandı ve tamamiyle zorluklar icinde. Ilk sürpriz Gürkan Genc'in webpage'inde yazdıkları oldu.  Özellikle Tajikistan bölümünü görünce (http://www.gurkangenc.com/tr/turkiye-japonya-yazi/tacikistan/21) oraya kadar gitmişken mutlaka Tajikistan'ı da rotama almam gerektiği ortaya çıktı. Meşhur Pamir Yolu Pamir Highway rotası oradaymış da ben bilmiyormuşum. Herşey böyle başladı. Keske o yaziyi ve diger Pamir yazilarini okumasaydim. Bayagi basima dert acti sonucta. Tajikistan vizesi almaya çalışmak gercekten zormuş. Shanghai konferansı yapılacak diye bütün vizeler 12.08-15.09  arası kaldırılmış ki ben konsoloslukla 01.08.2014’de konuşunca bana 12.08'de başvur demislerdi. 12.08.2014’te basvurunca da vizeler kaldirildi, kusura bakmayin dediler, Shangai Isbirligi vs toplantisi var, o yuzden turist vizesi veremiyoruz du verilen cevap. Neyse defalarca Tajikistan'ı defalarca aramalarım email’ler ricalar minnetler işe yaramadı. Nuh dedi peygamber demediler. Sonunda vize yok başka bir şey sorma dediler. Sonucta Istanbul’daki konsolosluk calisani sagolsun, transit vize serbest deyince, bir ampul yandi.
Uçak biletim hazırdi, Pegasus'tan www.flypgs.com ve minnettarım çünkü sadece 400€ (hesapta %30’unu geri alacaktim ve 300€ olacakti ama hala bekliyorum)’ya Bishkek’e uçuyorum ama vizem yok Tajikistan'a. Bu arada Tajikistan vizesi olmadigi icin Kırgızistan ile Özbekistan arasında sınır problemi olduğu için Tajikistan üzerinden Ozbekistan’a gidecegim hesapta ama transit vize lazim yoksa hic sansim yok. Ikinci bir alternative de Kazakistan üzerinden bir gün sürüyor ve minibus taksi 3-4 aktarmalı. Tamamıyla çılgınlık. Ne yaparım ne ederim diye düşünürken Afganistan icin turist vizemi aldım ve çok da uzak olmayan Tajikistan konsolosluğuna gittim. Şansımı denedim tekrar ve durumu anlattım en azından turist olmasa da transit vizesi için ağız aradım, türlü türlü manevra sonuc verdi sonunda transit vizesi aldım hem de yedi günlük/cift girisli (80Euro) !!! Otobüsle işe dönerken aklıma geldi acaba yedi günde geçebilir miyim dedim ilk planladığım rotayı (Osh uzerinden Mughrab – Khorog – Dushanbe-Ozbekistan siniri), sonuçta transit degil mi vize:-) işe döndüm ilk işim Kırgızıstan’ı aramak oldu. Iki eksik vardı planımda. Birincisi oraya gitmek için. 4X4 lazım aynı zamanda bunu birinin bulup yanına da 3 kişi eklemesi lazım. Ikinci problem daha da zordu. Doğu Tajikistan, hesapta bagimsiz bir bolge oldugu icin, yani Pamir daglarinin oldugu bolge GBAO olarak aniliyor, orada başka bir vize daha gerekiyordu. Ama butun sorunlar mucizevi bir şekilde çözüldü:-)
Nasil mi ? Internet’te gezinirken, iki ayri organizasyonun konaklamada ve seyahatte yardim ettigini gordum, CBT (ve onun Tajik muadili) ve ilginc bir sekilde Osh’ta olan bir hostel. Backpacker gezenler bilir, az parayla cok yeri yavasca ve ucuza gezmek isteyenler, arada mutlaka hostel’lerde kalirlar. Ulkelerde yapilan rotalar zaten hep belli oldugu icin, hostel’ler bu tip backpacker’larin bulusma ve tekrar plan yapma yeri.
Once CBT (Community Based Tourism)’yi aradim, Aynura ile konustum. Durumu anlattim. Onun soyledigi, sinirlarda catisma oldu, su anda kapali, belki de 15Eylul’e kadar Shangai toplantisi yuzunden kapatacaklar oldu.
Neyse ki bir de Oshguesthouse'u aradım. Internet teki forumlardan aldığım bilgilere göre bir şansım varsa o da Oshguesthouse'la olacaktı. Hemen once Oshguesthouse'u aradim durumu anlattim, hem GBAO permit'i hallederiz hem de sana 4X4 jip buluruz hem de senin yanina 3 kisi buluruz, sinir da acik merak etme dedi konustugum Haci Abi. Nasil yani dedim? Sen pasaport'un kopyasini yolla gerisini merak etme dedi. Para dedim? Bana Almanya'da Turkler cok yardım etti. Sen yeter ki gelmek iste gelince ödersin demez mi:-)
Ben tedbiri elden bırakmadım, 3 ayrı Tajikistan (Paris/Bruksel/Istanbul) konsolosluğunu aradım hep aynı cevap, sınırlar kapalı, vize vermiyoruz cevabı devam ediyordu. Neyse ben hiçbir hazırlık yapamadan yolculuk gününe kadar bekledim. En kötü Özbekistan'a giderim Kırgızistan üzerinden diye düşündüm. Normalde iyi calisirim, bir seyahate gitmeden evvel, transferler, otobus, tren, taksi, doviz, yemekler, muzeler, haritalar, tarih, hava, aktiviteler vs ama bu sefer tamamen spontane yola koyuldum, cebimde Özbek, Afgan ve Tajik vizeleri, (Turkmenistan vizesi daha çıkmadığı için) ve bolca nakit para (kredi karti kullanilmiyor henuz) alarak Pazartesi gunu yola koyuldum. Ilk golü hiç beklemediğim köşeden yedim. Paris Istanbul uçağı gecikmeli geldi ve indi ve benim Bişkek aktarmam kaçtı zamanında gelmeme rağmen beni ertesi güne kaydırmışlar sagolsunlar. Pegasus, bugüne kadar hic rötar yapmamıştı (ki hemen her ay bir iki defa ucuyorum), yapılır mı bu tam bir gün sonraya biletimi verdiler. Uzerine de bir ozur yok, ya da para iadesi. Ertesi gün de bu sefer uçak 2 saat gecikmeli kalktı. Bu sefer de Bişkek Osh uçağı kaçacak. Tam bir kabus. Inişte bağırış çağırış bindim Osh uçağına. Bu arada belirtmeden geçmeyeyim, pasaport kontrolü (Kirgizstan’da) inanilmaz hızlı. Sorgu sual yok. Hep forumlarda yazilan benim de daha sonradan sahit olacagim Özbekistan sinir kabusu burada yok çok şükür.

Wednesday, 20 August 2014

DAY3 – 17.08.2014 ETCHMIADZIN - GARNI - GEGHARD - SEVAN - DILIJAN ARMENIA ERMENISTAN





Tahta kadar sert yataktan kalkiyorum, cay ve bayat ekmek ve kotu peynir esliginde gecistiriyorum kahvaltimi ama yine bir Fransiz’a yakalaniyorum. Iki uc senedir gittigim heryerde parca parca dunyayi gezen bircok Fransizla karsilasiyorum. Hep ayni nakarat, dunyayi geziyorum, Fransiz’im, Fransa’dan sikildim. Isin gercegi, issizim, issizlik yardimi aliyorum ama is bulamiyorum, gelen parayi almak ve arada gostermelik de olsa (internet sagolsun) Fransa’ya gidiyorum, yoksa aldigim parayla krallar gibi dunyayi geziyorum. Neyse nerede calistigimi soyleyince, zannederim memleketlisini uzun zaman gormemis oldugundan olsa gerek calistigim sirketi elestiriyor, Fransa’yi da, 20 dakika cevap vermeden dinliyorum, sonra ozgurluk J
Theatre Hostel, diger hostel kadar organize degil taksi isinde, ayni uzun guzergah ve fiyat listesi var ama 2 kat daha pahali ne hikmetse. Her halikarda ben dun aldigim taksi fiyatina yakin birsey bile olsa gitmeye hazirim onlarla. Ama gorunen o ki, bunlar tamamiyla keriz silkelemek uzerine yogunlasmislar. Dun aldigim fiyati soyluyorum, Theatre hostel’in genc sahibine, imkansiz diyor. Havalimani taksisi icin verdigim fiyati soyluyorum imkansiz diyor, bugunku rota icin dun aldigim fiyati soyluyorum, yine imkansiz deyince anladim ki, zeka ile degil ticaret ile dogru orantili bir beyin yapisi var.
Hostel’deki en faydali bilgi, nereye nasil ve kaca gidilecegi (minibus/otobus/trolleybus) fiyatlari ve numaralari ve hangi garden kalktiklari var. Sehirde otobus gari sayisi bir hayli fazla, o yuzden mutlaka, nereye hangi otobusle gidilir, hangi gar’dan ve o gar’a hangi vasita ile gidilir onu bastan bilmek gerek (eger rusca bilmiyorsaniz).

Etchmiadzin: Ilk duragim, Etchmiadzin. Erivan’a 25 km. uzaktaki Echmiadzin’e gitmeye karar veriyorum. Mashtot Caddesine acilan sokaklardan birinden kalkan bir minibuse biniyorum. Bugun gunlerden pazar oldugu icin sansliyim, cunku gormek istedigim yerlerden birisi sehre cok yakin olan Etchmiadzin ve burasi aslinda Ermenistan'in bir nevi Vatikan'i. Yani tarihi 4. yuzyila inen bir katedralde pazar ayini izleme sansim olacak. Minibus bekliyorum, zar zor yer buldugum bir minibus ile gara gidiyorum ama orada ne otobus ne minibus var, bekleyen 50-60 kisi var. Herkesin arasindan siyrilip, ilk minibus’e biniyorum ayakta iki buklum, cunku ayinin kacta basladigini bilmiyorum, gec kalacagim korkusu ile ( 250 AMD ). Minibus’un son duragi Etchmiadzin dini kompleksi. Herkes oraya gidiyor, haliyde durmadan 20-25 dakikalik yol gidiyoruz.
Echmiadzin; Ermeniler icin onemli dini yerlerden. İcinde,  kilise ve diger dini yapilarin bulundugu parkin buyuk kapisinda indiriyor surucu. Kapidan iceri girince,  buyuk bir anit goruyorum. 2001 yilinda,  Papa 2. Jean Paul’un ziyaretinin anisina yapilmis. Siyah tastan ve guzel kompozisyona sahip. “ Bu kadar buyuk bir anit,  olsa olsa ,  genosit aniti olur Ermenistan’da “ diye dusunmustum,  yanilmisim. Onumden gecen birine soruyorum. “burasi degil,  beraber gidelim,  gostereyim “ deyince,  park icinde yurumeye basliyoruz. Sagdaki,  daha kucuk bir “ khachkar “ gosteriyor. 1915-1923 jenosit aniti bu. Ermeniler’in khachkar dedikleri,  islenmis taslardan birisi,  ama,  Ermeni’lerin yasadigi degisik topraklari temsil eden motiflerle suslenmis. Arkasinda ise,  uzerinde,  Ermeni’ce yazi bulunan bir kalkan ve uzerine dolanmis cicek figurleri var. Parkin en gorkemli yapisi,  jenosit anitinin tam karsisindaki Mayr Tachar Katedrali,  19 y.y ‘da yapilmis,  Ermeniler’in ana katedrali. Selcuklu motiflerine cok benzeyen,  mukemmel tas isciligi burada da,  giris kapisinin cevresinde ve iceride karsima cikiyor.Yesil ve serin parkin icinde yine birbirinden guzel sanat eseri cesmeler var, Melih basganim kadar olmasa da
Ayinin olmasi sebebiyle mi bilmiyorum ama heryer turist ve yerli misafirle dolu, yani ana baba gunu. Kathedral cok genis bir bahceye yayilmis. Burasi da 100ncu yil dolayisiyla tamirde. Daha evvel bircok defalar her turlu Hristiyan (Ortodoks&Katolik&Evangelist&Luteran…), Hindu, Budist,.. ayini gormus olmama ragmen, ayin baslayinca agzim acik kaliyor. Papazlar kilisenin on tafinda bulunan kursunun arkasindalar. Hepsi sirayla cikiyorlar. Kara kaba sakallari ve kukluxklan kukelatalari (siyah) ile cok korkutucular, gulmeden somurtarak arkadaki odadan cikiyorlar, genc papazlarin elinde tutsuler sallaniyor. Organ esliginde ilahi seslendiren kadin korosu (bu tip klasik musikiye herhangi bir ozel merakimiz olmamasina karsin) buyuleyici. Solistin sesi ise peri gibi mi desem su gibi mi desem, bir tuhaf, muthis. Epeyce suren bu giris taksiminden sonra papaz efendilerinden kidemli biri, maiyeti yanindaki cirak oglanlarla birlikte cemaatin arasina giriyor Aramizda kalabaliktan kacamayanlarin hac opmek zorunda kalmasi ve yogun tutsu kokusu ile sonuclanan bu merasim bitmeden kendimi tekrar disariya atiyorum. Bu arada, terennum edilen ezgilerin temel Turk muzigi makamlariyla bir ilgisi olmali, o kadar belli ki. Buranin yerlisi olup ayni zamanda katedrali ziyaret edenlerin buyuk cogunlugu kadinlar. Dekolte kiyafetleri ile dugune gelmis havalari var. Bazilarinin kilise icinde mini etek, yuksek topuklu ayakkabi ve full makyaj, yapili saclarin ustune kafanin yarisini kapataca dantela ince esarp (beyaz) takmasi, cok komik. Ne yazik ki rahatsiz etmeden fotograf cekmeyi basaramadim. Kilisenin disi tam bir rus gorgusuzlugu, giyilen kiyafetler ve makyaja uygun, ben buradaydim fotolari cekiliyor bol bol ama bir yandan da bir kosede 5’er 10’ar mum dikenler var. Onlarin arasinda da gercek dindarlari gormek mumkun tek tuk de olsa. Bir abla-kardesi tesadufen de olsa yakaliyorum fotograf karesinde, benden mutlu kimse yok.
Ilerideki shapel’den ayin sesleri geliyor. Ufak bir vaftiz merasimi var. Oraya dogru yoneliyorum, yuzler guluyor. Butun mekanlardaki butun ince iscilik etkiletici. Eski Selcuklu ve Osmanli camii'lerini hatirliyorum hep, kimin yaptigi belli guzel Tas isciliklerini, cesmeleri bile sanat eseri, sultanimiz gorse kizardi. O Kadar yani.
Mayr Tachar Katedralinin yaninda,  buyuk bir kitapci var. Giriyorum. Pek cok kitap var. Ermenistan cekilmis,  Agri ve Kucuk Agri Daglarinin fotograflarinin bulundugu kartpostallarin uzerinde Ermenistan yaziyor. Binlerce yildir yasadiklari topraklari unutmamak icin buyuk caba harciyorlar. Ararat ile yatip kalkmalarinin otesinde,  Akdamar sigarasi,  Kilikya birasi gibi,  gunluk tuketim maddelerine bilhassa bu adlari vermisler sanirim. Dun,  Mashtot Caddesinin sonunda,  Kaskad’in sag tarafindaki bir tepede,  ofkeli yuz hatlari ile gozlerini Turkiye’ye cevirmis,  elinde kilici ile Mother Armenia ( Mayr Hayestan ) yani Ermeni Ana heykelini gormustum. Hayastan,  Ermenistan demek. Anlasilan,  Ermenistan gezim,  dusuncelerle,  muhakemelerle gececek. Resmi kabulumuz olan 800000 Ermeni’nin oldurulmesi,  ardindaki nesillerde olusan paranoya,  uzaktan gozlemlenerek anlasilamayacak sanirim
Gelirken minibus olmadigindan dolayi dert cektim, giderken rahat olsun diye, taxi sordum. Amacim, minibus ile Erivan’a donup oradan minibus ile Garni’ye gitMemek. Bu yolu taksi ile giderek zamandan kazanmak. Hemen bir polis'i durdurdum. O da bir kankasini aradi, O da kardesini. Sonucta 6000AMD’ye bagladik fiyati. Toplamda 50-70dakika arasi surdu ki kanimca normalde 30-40 dakika surer. Rusca bit nimet buralarda. Rusca olmadan yasanamaz o kesin.
Ingilizce cok sinirli rusca bile limitli. Ama yine de kurtarici. Ne taksi soforu ne de polis rusca biliyor, yeni jenerasyon ruscasiz basliyor hayata. Neyse taxi hizli gider dedim ama su kayntti eski Lada ciguli. Unutmusum su kaynatan arabalari.
Garni’ye dedigim gibi normalde  Erivan’in dogusundaki Nor Nork semtinde,  GAI Poghot ( cadde ) uzerinde,  Mercedes Show Room’unun arkasindan minibuslere binilerek gidiliniyor. 266 nolu minibus/marshrutka (250 AMD). Az sonra,  Erivan’in 30 km. dogusunda bulunan Garni koyune gitmek uzere Sevimsiz,  verimsiz topraklarda ilerliyoruz,  zaman zaman Agri Dagi belirip,  kayboluyor. Oylesine sislenmis ki; sadece tepesindeki beyazliklar gorunuyor. Garni’ye 4 su molasi (su kaynatma sogutma) ile variyoruz. Kisa bir yuruyusle,  gisenin onundeyim ( 2000 AMD ). Bu ilk giris ucreti su ana kadar. Gezdigum yerlerde hic giris ucreti odemedim. Tam odemeyi dusunurken, onumde bulunan 4 kisiden catik kasli olan agzini acip konusayim deme dedi sessiz ve sertce arkasindaki erkek arkadasina Almanca. Kadin gise’deki gorevliyle birseyler konustular ve direkt olarak bilet almadan girise gittiler, haliyle o 4 kisilik gruplari birden 5 kisi oluverdi, ben de girise para vermedim J
Karsimda,  sanki,  Atina’daki Parthenon Tapinaginin maketi var. Lonely Planet; Romalilar’in gunes tanrisi Helios’a,  tapinagin yanindaki levha ise,  Mithra’ya adandigini yaziyor. Hatirladigim kadariyla; Eski Ermenilerin inanclari arasinda en evrensel olani Mithra kultuydu. Mithra bir yandan gunes,  yani Helios ile,  diger yandan Apollon ve Hermes ile esdegerdi. Ozgun olarak bu tanri,  Ahura-Mazda'nin yandasi olarak savasan bir isik kaynagi,  bir tur melek biciminde kabul edilmisti. Tapinagin bulundugu bolge,  İ.O 8. ‘a kadar tarihlenmekte ve Urartular’a ait arastirmalar yapilmakta. Tapinak,  1. y.y ‘da Ermeni Krali Trdat tarafindan yaptirilmis. Hemen yan tarafinda,  dairesel Sion kalintilari var. Karsida,  dim dik bir duvar gibi yukselen kaya blokunun altinda akan Azat nehri,  gumusten bir ip gibi parliyor,  gunes isiklari ile ve Garni Kanyonu boyunca akip gidiyor. Kaya blokunun bkanyona uzanan yuzunde,  sanki,  yan yana yapistirilmiscasina,  seritler gibi ilginc gorunumler olusturmuslar. Garni Tapinaginin kucucuk platformu,  pespese gelen otobuslerden inen İranli’lar ile dolup tasiyor. Zerdust inancini da etkilemis olan Mithra ile kultur bagi kuruyor olmali İranli’lar. Ermeniler’in Hristiyanligi kabulunden sonra,  yazlik saray olarak kullanilmis bu alan. Antik sutunlar arasinda, genc kizlar,  Roma’li dilberlere ve aristokrat Hristiyan kadinlarina nazire yaparcasina,  saclarini savurarak poz veriyorlar. Iceride bir ayin var. Iceri girince ufak bir tiyatro gosterisi ile karsilasiyorum. Daha evvel de fark etmistim, elinde uzum tasiyanlari, megersim bugun kutsal uzum gunuymus, guzel bir mizansen ve uzum yenip sarap icilliyor. Ne kadar farkli, diger hristiyan inanislarindan.
Tapinaga hakim,  golge bir koseye cekiliyor ve bir yerlere yerlestirilemedigi icin yan yana dizilmis,  gormus gecirmis sutunlardan birine oturuyorum. Etrafa serpistirilmis ses duzeninden,  huzunlu bir duduk(kaval) sesi yayiliyor. Duduk,  bizim duduk(kaval) anlaminda,  ama cok guzel,  huzun dolu ezgiler yaratan bir geleneksel Ermeni enstrumani. Ezgiler bizim ezgiler ama calan sanki cok daha guzel caliyor dudugu(kaval) gibi geliyor. Urartilar’dan bu yana surup gelen tarihsel surecte,  gelisiyor,  genisliyor Ermeni Kralliklari. Hatta,  Pers Satraplari,  Lubnan,  Suriye ve Azerbeycan’in yonetimini veriyorlar. Anadolu topraklari gibi,  buralardan da,  Urartu kultleri,  Paganizm, Zerdustluk ve Hristiyanlik gelip geciyor. Pardon; Hristiyanlik,  geliyor ama gecmiyor. Yunanli’lar ve Yahudiler’de oldugu gibi din ve milliyetcilik ic ice geciyor. Gurculer gibi,  altin caglarini yasiyorlar. En buyuk darbeyi de,  hep Turklerden yemis oluyorlar. Yine kurban getirmis olanlar var, hristiyanlikta yoktu halbuki boyle bir kurban, din uzerine din gelince, eski aliskanliklar bitmemis JTapinagin giris kapisinin yanindan asagida tarlalara,  agaclik araziye inen patikalara giriyorum. Belki,  Azat nehrinin kiyilarina inerim,  kaybolmazsam,  11. y.y ‘ da yapilmis Havuts Tar Manastirina dogru tepeye yuruyebilirim, hava 35C civari. Asagi inen patika,  birkac demir kapinin onunde bitiyor. Rastgele bir keci yoluna giriyorum,  boyle,  Havutsa Tar yolunu bulamam,  hic degilse Azat nehrinin kiyisina inerim diyerek yuruyorum. Kanyonun icindeyim artik. Karsidaki,  kalip kalip,  serit halindeki taslar gercekten ilginc.  
Garni girisinde, dondurma satan dukkanin yaninda buz gibi suyu akan bir cesmede soluklaniyorum. Simdiki hedefim, 10 km. ilerdeki Geghard Manastiri. Buradan Geghard’a minibusle ulasim yok.
Garni’den, Geghard’a hangi yoldan gidildigini ogreniyorum, sapaga kadar cikiyorum, otostop cektigim 4ncu 5nci araba duruyor. Bir aile, yeni dogmus bebekleri ile manastira gidiyorlar, ellerinden bir sepet uzum var. Yol bayagi bir dik. Olacak gibi degilmis,  bitip tukenmez yokuslari bagira cagira cikan arac,  sonunda,  pek cok otobusun siralandigi park yerinde park ediyoruz. Sofor cok hos sohbet, rusca bilmek hakikaten de onemli. Soforun ruscasi da gayet iyi. Esasinda taxi soforuymus, ailesi icin bugun calismamis, uzum gunu oldugu icin (bagbozumu sanirim). Manastir yine yukseklerde ve gizli. Geghard Manastiri,  4. y.y ‘a kadar uzaniyor,  ancak,  ana katedral 1215 yilinda yapilmis. Uc tarafinda yukselen daglar ve eteklerindeki magaralar,  munzevi Hristiyanlar’in mekanlari olsa gerek. Orta Cagda,  dini merkez imis. Tas oyma isciliginin doruklarindaki katchkar’lar burada da karsima cikiyor. Bir kismi saga sola serpistirilmis,  bir kismi da,  kayalarin arasinda acilmis nislere yerlestirilmis. Bahcede ve iceride korkunc bir kalabalik var. Bir nisteki tas oymalari fotograflarken, gozum arkalarindaki odalara dikiliyor. Garik (beni arabalarina alan aile reisi) bunlarin ilk magara kiliselerden oldugunu soyluyor, tamamiyla kayalar ince ince oyulmus ve cok ufak odaciklar olusturulmus.
Yukari uzanan toprak patikayi cikarken,  sagda,  bir agacin dallarina baglanmis caputlari goruyorum. Ne kadar benzer geleneklerimiz var Ermeniler’le,  ayni Rumlar’la oldugu gibi. Ilginc semboller var, hem manastirin disinda hem de icinde. Elinde kilic tutan arslan betimlemesi,  manastirin sembolu imis. Manastirin icinde cok fazla sayida papaz var, cogunlu genc ve sakalli, surekli bir dua okuma ve kutsama yapiyorlar. Odalarin bazilari mum’lar dolayisiyla isli ve tutsu kokuyor. Bazi odalar icice, arkalardan dolasilan odalar var. En ilginc (onlar icin mucizevi) olan ise bir odadan ortaya cikan su pinari. Resmen kilisenin icinden gecen bir su yolu var ve orada ortaya cikmis, kilise’de uzun sure kusatma altinda yasarlarken. Gercekten de heryer bozkir gibi kupkuru, burada boyle bir su pinarinin olmasi hayret verici. Seromoni’lerin biri bitiyor biri basliyor,cok fazla uzum var her yerde, papazlara da veriyorlar, diger insanlara da. Yeni evil bir cift ya da kucaginda vaftiz olmasini istedikleri bebekleriyle gelen bir aile, manastir bayagi kalabalik. Cok soguk bir cesme var, kana kana su iciyorum, diger herkesle beraber. Garik nereye gitmek istedigimi soruyor, anlatiyorum, Dilijan ve Sevan golune ugramak istedigimi. Tamam diyor beraber gidecegiz benim misafirimsin. Hayir demeye calisiyorum ama olmaz biz de kural bu diyor. Yola cikiyoruz, Garni ile Geghard arasinda bir yerde duruyoruz, akraba ziyareti. Eski ve bakimsiz bir koyun icine giriyoruz, soldaki evlerden birine giriyoruz. Haniminin kizkardesi buraya gelin gelmis. Karsidaki tepelere bakan yamacta tek katli bir ev, yamactan asagiya 12 donum bahce meyve agaclariyla dolu. Masa kurulmus biz gelmeden, asmanin altinda, (zorla) oturup yemege basliyoruz. Burada konusulan Ermenice’de cok az kelime anladigimi fark ediyorum, hizli konustuklari icin sanirim, bir bacanak lafi duydum, bacanaklar oyle hitap ediyorlardi birbirlerine. Iran ve Gurcistan’da bulunup, arkadaslarin konusmalarini dinleyince, Ermenice tam ikisi arasi bir yerde tin’liyor. Dil benzer degil ama inisleri cikislari sanki Iran dili Farsca’yi andiriyor. Bir de surekli can demeleri. Hemen her cumlede can var, hani biz yazilisini jan diye okuruz ya, aslinda bu can diye okunuyormus.Yemekten hizlica kalktiktan sonra bu sefer Yerevan’a dogru yola cikiyoruz, 25-30 dakika suruyor surmuyor, bu sefer de Garik’in evine misafiriz, uzum, karpuz, cikolata, corek, su kola kahve zorunlu molasi. Bu da bitince nihayet hanimini ve cocuklarini Garik evde birakiyor ve benimle yola cikiyor. Ilk duragimiz Sevan Golu, yaklasik 1 saat suruyor. Gol uzaktan cok buyuleyici, ufak bir yarimoda uzerinde insane seli var, yarimadanin en ucundaki kiliseyi ziyaret eden.
Bu arada Garik bir heykelin yanindan gecerken korna caliyor, deniz kizi heykeline benziyor. Heryerde heykel var, Garik bayagi bir heykeli korna ile selamladi yolculugun basindan beri. Sevan Golu'ne bakiyor heykel. Garik kiz kulesi hikayesini anlatiyor, Heykel’in adi AkhDamar. Golun uzerindeki (yarim)adada bir guzel kizin yasadigini, bu guzel kizin her gece yuzerek gelen sevgilisi onu bulabilsin diye bir isik yaktigini, bir gece yakamayinca sevgilisinin bogulup oldugunu filan anlatan bir efsane  dinliyoruz (Bunlari kim uyduruyor ve bunlar nasil boyle buyuk bir hizla yayilabiliyor?). AkhDamar heykelin adi, kizin adi Tamar’mis, sevgilisi Akh Tamar niye boyle yaptin diyormus bogulurken. Garik’e acaba Van’da da boyle bir gol ustu ada, ada ustu kilise olmasin deyince, yok yok diyor, esasi bu, bakma sen oranin ismine...

Pek uzun kalmadan, kiliseler de kapanmadan yola cikiyoruz, bu sefer istikamet Dilijan. Daglarin icinden yukseldikce, butun flora degisiyor, onumuzde ufak bir koy, Ermenistan’in Isvicresi. Dilijan ile ilgili ilk degerlendirmem,  herhalde terk edilmis bir kent olmali burasi,  ama her yerinde de otel insaatlari yukseliyor seklinde. Meydanda birkac dukkandan baska bir sey yok, onlar da kapali. Yukaridaki Jukhtakvank Manastirina cikmayi deniyoruz, yol musait degil onumuzdeki 8 km icin. Geriye donup, gaz doldurma istasyonu ariyoruz, 250km yol yapmisiz bugun. Yine yogun bir gaz kokusu ve sigara icen insanlar L
Akabinde Hagardzin manastiri, ormandaki tum agaclar dilek bezleriyle donatilmis. Birkac kisi mum yakmaya gelmisler.
Arkasindan da Gosavank: kusursuz bir Karadeniz koyunun kucaginda, baska bir dunyaya acilan kapi.

Ulkenin uzerinden Sovyet rejimi tank gibi gecmis. Bir tur medeniyet getirmisler, dogru. Her yerde heybetli kamu binalari, duzenli sokaklar, bir ornek koyler yapilmis. Adim basi sosyalist kahramanlik anitlari: saldirgan, ama bir ornek degil. Sistem belli ki kisa bir sure islemis de. Sonra carklar durmus, her seyin ustunu gri ve kasvetli bir toz ortmus.
O tozun ortmedigi yer manastirlar. Her biri bir issiz dagin basinda, insanin tanriyla - ya da kendi ruhuyla - yalniz kaldigi yerler. Dunyanin pek az yerinde benzeri olan bir mimari kusursuzlukla insa edimisler. Hepsi ayni ruhun eseri,ama hicbiri digerinin ayni degil. Etrafta sukûneti bozan hicbir sey yok, ne turist otobusleri, ne bilet, ne levha, ne satis standi, ne otopark ucreti, ne terbiyesizce "restorasyon" gosterileri. Sinirin berisindekiler gibi vahset izleri yok, ama Bati'nin kibar cilasi ile de (henuz) kirlenmemisler. Bin yildan beri degismeden oradalar.

Donus yolunda, cok guzel bir balik lokantasi, Sevan golu kiyisinda yemek yiyiyoruz, Sevan Hoca’ya kadeh kaldiriyoruz, umariz sayili gun cabuk gecer. Hesap iki kisi icin toplamda 10,000AMD geliyor, fiyat saka gibi bu kadar balik, meze ve icecege. Garik, ne kadar ucuz degil mi diye konusa konusa kafama fiyatin kazinmasini sagladi, sagolsun. Hostel’de sabah ucagina kadar kestiriyorum.