Friday, 19 September 2014

Day5- 07.09.2015 – AFGANISTAN – MEZAR-I SERIF - BALKH



Sabahleyin erkenden kalkıyorum, istikamet tren garı. Bilet fiyatı ve saati ve süresini sormam lazım, Samarkand treni için. Gara gidiyorum saat 07:30. Işık çok iyi garın fotoğrafını çekmeye çalışıyorum. Düdük öttürüyor polisler. Hiç üzerinde durmayıp çekiyorum tren garını. Hemen yanıma ikisi geliyor yasak sil fotoğrafları vs diye yakama yapışıyorlar. Hızlı ve yüksek sesle verdiğim rusça cevaptan sonra geri gidiyorlar. Tren garını çekmek ne zamandan beri ve hangi ülkede yasak ki?
Tren fiyatları çok uygun saat 16:35'da kalkıp ama saat 02:10da varıyor. Emin değilim çünkü mesafe en kötü 4 saat haritadan bakınca. Emin olamıyorum. Gişelerin açılmasını beklemeden afganistan sınırına giden marshrutka'ya gidiyorum. Sınır 20-25 km olmalı, fiyatı sadece 2000uzsum (60 cent). Taksi ile gitmek anlamsız pahalı. Sınırda yine kimse yok. Araba da yok. Ama güvenlik maximum. Defalarca pasaport gösterdikten sonra ana binaya giriyorum. Yine tek başımayım. Formlar sorular sualler derken, görevli çocuk başlıyor telefon ve tabletteki video ve fotolara bakmaya. Burası neresi şurası neresi. Iyi de binlerce toto var böyle bir olay mı var? Aldım elinden telefon ve tableti. Hadi dedim işine bak, zamanım yok sana. Sırıtıyor. Daha evvel okuduklarima dayanarak yanıma hiç çanta almadım yanima ki yine baslamasinlar, ilac var mi, dergi var mı, kitap var mı sorularına. Ama ne fayda. Oradan çok git orada kayıt alsınlar yine şurada damga derken, 5-6 kere bekletiyorlar. Herşey bitti, dedim bu sefer de sınır kapısına 10 dakika yürüme mesafesi var. Heryer tepeleme asker, kanas ve Ak-47'lerle karşıyı gözlüyorlar. Özbekler hakikaten de korkuyorlar anlaşılan. En sonunda dostluk köprüsüne ulaşıyorum. Friendship bridge. Onu da geçip Afganistan'a yaklaşınca rüzgardan zarar görmüş bir Bayrak ve altında nöbetçi kulübesi karşılıyor beni. Kimse dışarı çıkmıyor. Mesud ve Harzai Afganistan'a hoşgeldiniz diyorlar büyük bir duvarın üzerinde. Arkada eski ve toz içinde bir bina var. Acaba nerededir diye düşünürken pasaport kontrolü, binaya girdim. Bakımsızlıktan dökülen pis ve toz içinde bir bina. Askerlerden biri namaz kılıyordu oturma bankının üzerinde. Sordum burası dediler pasaport kontrolü. Banko manko yok. Birisi pasaportu aldı damgayı vurdu hemen. Bu kadar sorgu sual yok. Bari dedim, Ipone'u şarj edeyim. Prizler ölü. Icerideki pasaport kontrolü yapan asker fark ediyor. Bilgisayari prizden çekiyor. Istediğin gibi şarj et :-) diyor. Bu arada pasaport'umu kayit etmemişti zaten. Yanındaki abi soruyor, nerelisin? Turist misin şu bu? Memleketi soyledim, dedim Wakhan Korridor’dan geliyorum, ben de Ismail’iyim, Aga Han benim de koruyucum, agamdir, sana yardim edecegim dedi. Güvenilir tanıdık var mı diye soruyorum, taksi ile Mazar-i Sharif ve Balkh'i göreceğim sonra buraya geri döneceğim (sınır 16:00'da kapanıyor). Hemen bir telefon konuşması 50$ sonra da pazarlık sonucu 40$'a bağlıyoruz. Iyi ki öyle yapmışım çünkü binanın dışında araba maraba yok daha evvel okuduğumun tersine. Yaşlı bit amca geliyor Afgan kıyafetleri içinde, yola çıkıyoruz. Mazar-i Sharif'in icinden Balkh'a gidecegiz dönüşte de Mazar-i Sharif'i göreceğiz. Yolda durduruyor şöför arabayı, bakımsız pis bir parkın önünde. Afgan Türk dostluk parkı. Devam ediyoruz yolda. Bir tarafta sürekli yol kontrolü bir tarafta Sefalet içinde heryer. Toz toprak içinde yollar ve insanlar ruhsuz. Tek tip kıyafet hakim. Kadinlar burka icinde istisnasiz ve erkekler de uzun Afgan kıyafeti ve sakallariyla. Luks cipleri ve arabalari gormesem, 50 sene evveline gitmis gibiyim. Mazar-I Serif’i gectik, Balkh’a yaklasiyoruz. Sehrin dis surlari da ic surlari da ayakta. Ikisi de gunes seklinde yapilmis, dairesel sekilde. Google Maps’den de gorulebiliyor. Zerdust dininin cikis noktasi, ayni zamanda Mevlana’nin dogum yeri. Sehirin hemen disindaki sur duvarlarina cikmak istiyorum, sofor tehlikeli diyor. Dinlemem imkansiz malum J hemen atliyorum arabadan, iki dakikada sur ustundeyim. Balcik mi desem topragin baska sekli mi desem, kumdan kalelere benziyor ama suyla erimeyen. Cepecevre sehiri sariyor. Daha ileride de eski sehir surlari var, ikisi de oval, GoogleMaps’de gayet net gozukuyor. Asagidan el kol hareketleri yapiyorlar, in asagiya diye, fotograf cekip yola devam.
Dairesel halkalarin tam ortasinda bir park var, orada da bir camii (Sabz Mescit), herhalde yine eski bir Zerdust tapinagiydi, Timur zamaninda 1400’lerde yapilmis, oyle yaziyor disinda. Tamirat var icinde camii’nin, disaridaki parkta golgede bir suru ruhsuz insan oturuyor, muzik yok, bagiris cagiris yok, kadinlar burkalar icinde beraber, erkekler kendi kiyafetleri icinde halka halinde oturuyorlar. Emina Balkhi turbesinin orada birisi ayagima dolandi, urperdim, dilenci bir kadin burka icinde L felaket bir manzara. Ileride iki tane kadin yere oturmus, yasli sakalli bir adamdan birseyler diliyorlar, heryer toz toprak. AK-47’li sivil kiyafetli insanlar heryerde. Sasirtici bir sekilde sessiz, arabalar haric.
Eski adiyla, NauBahar, yani Zerdust Ates Tapinagi, simdi ise kullanilmayan No Gombad Camii’sine ve sehir disindaki antik sehire gitme istegim, sofor tarafindan kesinlikle bogazini keserler denip reddedilince, canim sikildi ama yapacak birsey yok, buraya gelmek bile iyi geldi. Yolun ilerisinden gordum ama indirmedi sofor. Yillarca kimse kazi yapmamis, Fransizlar 4 – 5 sene evvel kazi yapmislar ama hemen bitirmisler. Dev bir camurdan sehir esasinda. Bu arada Zerdust Dini’nin kurucusu Zoroaster (Zerdust) burada yasamis ve Turan (Turk)’lar tarafindan savasta burada oldurulmus yani burada olmasi lazim mezari ama Cengiz Han da Timur’da sehri duzlemisler, mezar olsa da gorebilecegimi zannetmiyordum zaten.
Hersekilde vakti zamaninda Ipek Yolu’nun en onemli sehirlerinden birisi olmus uzun zaman.
Buraya gelmeden Mevlana’nin Jalalludin Mohammad’in burali oldugunu okumustum, ama kendisi ile ilgili hicbir bilgi yok. O zamanlar tahminen Turkmen (Kara Koyun veya baska) biri tarafindan yonetilen bir bolgede, belki Afgan belki de Turk bir ailede dogmus Mevlana, aile (babasi) Mogol saldirilarindan yilinca, yola koyulup Konya’ya geliyorlar. Yazilanlara gore, Mevláná, 1207'nin 30 Eylül'ünde bugün Mezar-ı Şerif'in banliyösü olan ve şehre on dakika mesafede bulunan Belh'de doğmus. Tarihi çok daha önceki asırlara dayanan Belh, eski kaynaklarda ‘‘Máder-i Şehrhá’’ yani ‘‘Şehirlerin Anası’’ diye geçermis ve o devrin önde gelen ilim merkeziymis. Belh'in önde gelen álimlerinden olan Bahaeddin Veled, yani Mevláná'nın babası, şehirde karışıklıklar çıkınca Belh'ten ayrılmis ve uzun bir yolculuktan sonra (Iran’a yerlesmemis, ilginc sebebini bulamadim) Konya'ya yerleşmis. Mevláná o sırada yirmi yaşlarındaymis. Mevláná'nın oğlu Sultan Veled, ailesinin Afganistan'dan Anadolu'ya göçetmesini ‘‘İbtidánáme’’ isimli eserinde anlatırken şöyle yazmis:

‘‘...Bahaeddin Veled, Belhliler'den incinince, o ebedi padişahın gönlü onlara kırılınca, Tanrı'dan ‘‘Ey kutupların ulu padişahı’’ diye ona nidá geldi: ‘‘Madem ki bunlar seni incittiler, tertemiz gönlünü kırdılar; sen de bu düşmanların arasından çık da ben onlara azáb edeyim, belá göndereyim’’. Tanrı'dan bu hitabı duyunca hışım ipliğini eğirdi, Belh'den Hicaz'a hareket etti. Daha yolda iken o sırrın eserinin zuhur ettiğine dair haber geldi, Tatarlar (Moğollar) onlara saldırmış, İslam ordusu bozulmuştu. Beşh'i almışlar, o kavimden sayısız adam öldürmüşlerdi. ...Kábe'den Rum iline (Anadolu'ya) geldi. Rum ülkesinin halkının da rahmete ulaşmasını diledi. Bütün Rum ülkesi içinde Konya'yı seçti, orayı yurt edindi (Abdülbaki Gölpınarlı'nın ‘‘Mevláná Celáleddin’’inden).

1220'de Cengiz Han tarafından yağma edilen ve yakılıp yıkılan Belh, eski güzel günlerine bir daha asla kavuşamamis. Timur'un oğlu Şahruh Bahadır'la karısı Gevher Şah'ın 15. asrın ilk çeyreğindeki iktidarları sırasında kısa bir zaman için önemli bir ticaret yolu haline gelmis ama daha sonraları devam eden savaşlar şehri gene harabeye çevirmis ki keza Belh, Taliban'ın gelişine kadar Mezar-ı Şerif'in pazar yeriymis.
Bu arada Ibn-I Sina da burada dogmus diyorlar ama Ozbekistan’da da orada dogdugu soyleniyor.

Balkh’tan 20km ileride Hazreti Ali’nin mezarinin oldugu, Mezar’I Serif’e geldik akabinde. Cok etkileyici, bana biraz Hindistan’da Amritsar’daki Golden Temple’I hatirlatti icerisi. Disarisi ise fotografta da gorulecegi gibi 1800’lerde gibi.
Bir efsaneye göre Hazreti Muhammed'in amcasının oğlu ve damadı Hazreti Ali'nin cenazesini düşmanlarından korumak isteyen yakınları cenazeyi Necef'teki türbeden gizlice çıkartıp beyaz bir dişi deveye yüklemiş ve başıboş bırakılan deve nereye çökerse mezarın orası olacağına karar vermişler, deve bugün Mezar-ı Şerif'teki türbenin bulunduğu yere çökmüş ve şehir adını bu türbeden almıştır. Hazreti Muhammedin amcasının oğlu ve damadı olan dördüncü halife Hazreti Ali, 661 senesinde Kufe'de İbn-i Mülcem adında bir Harici tarafından katledilir ve bugün Irak'ın sınırları içerisinde bulunan ve Necef olarak bilinen şehre defnedilir. ‘‘Harici’’, Hazreti Ali'nin de, onun rakibi olan ve Emevi hanedanını kuran Muaviye'nin de tarafını tutmayan kişilere denmektedir.
İşte bu efsanelerden birine göre, Hazreti Ali'nin çok yakını olan birkaç kişi katledilen Halife'nin cesedini Necef'ten kaçırmaya karar verirler. Gerekçe, Ali'nin düşmanlarının, onun sağlığında alamadıkları intikamlarını cenazesinden almaya kalkışmaları ihtimalidir. Bu tehlikenin önüne geçebilmek için bir gece Hazreti Ali'nin mezarını gizlice açar, cenazesini dişi bir beyaz deveye yükler ve kendilerinin de bilmedikleri bir yere doğru yola çıkarlar. Cenazeyi taşıyan deve canının istediği ve gidebildiği kadar gidecek, nerede bitkin düşüp yere çömelirse Hazreti Ali'nin mezarı orası olacak ama bu yeni mezarın yerinden hiç kimse haberdar edilmeyecektir. Cenazenin böylece sonsuza kadar emniyette kalacağına inanılmaktadır.

Devenin peşinden günlerce, haftalarca gider, çöller, dağlar aşarlar. Günün birinde yorgunluktan artık adım atamaz hale gelmiş olan hayvan durur ve olduğu yere çöküverir. Hazreti Ali'nin bendeleri cenazeyi devenin sırtından indirip hemen oraya defneder ve sonra hepsi bir başka tarafa gider izlerini kaybettirirler.
Derken aradan dört asır geçer, vakti zamanında devenin çöktüğü topraklara Selçuklular hakim olurlar ve o zamana kadar gizli kalan mezar 1136'da zamanın sultanı Sencer'in ruyasına girer. Hükümdar o devrin en iyi ustalarını toplar, ruyada gördüğü yere hemen bir türbe ve bir de cami yaptırır. Türbede yatanm kişinin kerametini görmek isteyenler caminin etrafına kısa zamanda evler inşa ederler ve ufak bir kasaba haline gelen yerin adı ‘‘Mezar’’ oluverir.

Sultan Sencer'in inşa ettirdiği türbenin ve caminin ömrü pek uzun sürmez. Doğudan öncü Moğol atlıları, arkalarından da Moğollar'ın hükümdarı Cengiz Han gelir sadece Mezar'ı değil bütün o memleketleri yerle bir ederler. Hazreti Ali'nin türbesinin yeri gene unutulur ve Sencer'in inşa ettirdiği camiden tek bir iz bile kalmaz...
Bir sonraki ruya için aradan 300 küsur sene geçer ve ruya görme sırası bu defa Timur'un soyundan gelen Hüseyin Baykara'ya gelir. Timuroğulları'nın bu şair sultanı, 1481'de aynı yere daha büyük bir türbe inşa ettirir ve türbenin etrafındaki yerleşim yeniden canlanır. O topraklara Hüseyin Baykara'dan sonra hakim olan Özbek hükümdarları da türbenin etrafına gömülmeye başlayınca mekán gittikçe büyür, güzelleşir ve dinî kimliğinin yanısıra siyasi bir hüviyete de bürünür. Mezar, artık Afganistan'da kurulan devletlerin hakimiyet alámetlerinden sayılmakta, hacca giden Orta Asyalılar'ın yolculukları sırasında akın akın ziyaret etmeleri sayesinde de zenginleşmektedir. İsmi, artık ‘‘Mezar-ı Şerif’’ olmuştur...

Biraz korkudan, biraz da sinir kapisinin kapanacagi telasindan, cok oyalanmadan, kisa bir ogle yemeginin akabinde, sofor beni Heiratan sinir kapisi kapanmadan yetistirdi ama yolda Afgan yemeklerinin tadina bakma sansina eristim, sis kebap ve pilav yanina da ‘Bakla’ ne alaka ama ben istemeden geldi sofraya. Kosa kosa sinirlar kapanmadan oteki tarafa gectim. Ozbekistan sinirindan gectigime ilk kez sevindim desem az bile JJJ
Kostura kostura Temriz’e geri dondum, belki otel’den esyami alip trene yetisirim diye (15:37) diye dusunuyordum. Keza cok az bir zamanla yetistim ama bilet almaya zaman kalmadigi icin, taksi ile gitmek zorunluluk oldu. Tren 02:20’de variyor Samarkand’a, sabahleyin de Tashkent’e. Haliyle hic gerek yok, bu kadar kisa mesafe icin saatlerce yol gidip gecenin korunde oraya varmaya diye dusunmustum ama yanilmisim.
Taksi duragina gelince, 50000Uzsom olmasi gereken fiyat (taksi’de kisi basi), pazarlikla ancak 75000’e indi. Halbuki tren yari fiyatina. Yine supriz oldu bu bana. Yola cikiyoruz, yine Metan Gazi molasi, 20dakika zorunlu, devaminda gece karanliginda inanilmaz bir kuyruk. Butun arabalar durmus. Sofor diyor ki burasi sinir, ne siniri be pasham? Bavullar elde disari cikacaksin, sonra x-ray’den gecireceksin sonra tekrar bineceksin. Eee tamamda tek bir sira yok ki herkes kaynak yapiyor. Neyse biz 1 saat gectikten sonra vardik kontrol noktasina. Elimde bavullar bagiriyorum askerlere, granitsa diyor, dedim, neresi sinir, bi goster, neresi Ozbekistan neresi Afganistan. Diyor yok burasi Ozbekistan ama ya Afgan terorist’ler gecerse diye yol kontrolu yapiyoruz. Diyorum sagin solun bombos arazi, okuz olmak lazim bile bile buraya girmek icin, anlamiyor. Sonunda anladim, bu kadar kisa bir yol neden bu kadar uzun surer. Cunku 3 defa daha yol kontrolu var. Tren hakikaten de rahat ve guvenli bakildigi zaman ne stres ne sinir harbi ne pazarlik etme ne yorulma ne tuvalet derdi var. Sadece saatleri cok kotu, fiyat da konfor da cok daha iyi taksi’ye gore.
Bir de taksi’ler hep sehrin disinda birakiyor, onceden konusmak, izah etmek lazim.

Day4 - 06.09.2014 - PAMIR Yolu Tajikistan - Ishkashim Market – Khorog - Dushanbe



Gercek Cile Yolu -- Dusanbe yolu- Anlatilmaz yasanir

Sabah güzel bir kahvaltının ardından Ishkasim'in dışında kurulacak pazar yerine doğru yola çıkıyoruz. Vardığımız anda hızla gelen bir araba yayalara çarpmamak için sanırım takla atıp sağımıza düşüyor. Ucuz atlattık. Pazar açılmamış, açıldığı bölgeye bir köprüden geçerek gidiliyor. Esasında bölge Tajikistan sınırları içinde ama Afganistanlıların gelip mal satmaları için böyle bir düzen kurulmuş. Torbalardan ve yazilardan anladigim kadariyla yine Aga Han’in isbirligi veya yaraticiligi ile. Afganistan tarafından gelen saticilari bırakınca askerler geçici olarak, renk geliyor pazara. Yüzler farklı, keza kıyafetler inanılmaz farklı. Pazar cok kalabalik ve 3 para birimi geciyor. Genelde ayni seyleri satsalar da, alim satim cok yogun. Pazarlıkla Afgan şapkası (beresi) ve posu/fular alıyorum, Afganistan'a gidince yabancılık çekmemek için.
Pazar'dan sonra ilk hedefimiz Khorog'a gidip Dushanbe'ye giden uçağı yakalamak ve yer varsa Dushanbe'ye geçmek. Daha evvel helikopter de olduğunu duymuştuk, sayımız da fazla olunca helikopterle gideriz en kötü dedik.
Khorog'a vardigimizda ikinci ucak kalkmak uzereydi Dushanbe'ye. Bazi gunler 1 bazi gunler 2 ucak seferi oluyormus. Ikinci ucak kalkma saatinden az once vardik, saat 14:30 gibi. AMA ucak dolu, 18kisilik olunca yer bulmak imkansiz, zaten 2-3 gundur ugrasiyoruz telefonla en azindan bir yer bulmak icin AMA sansimiz yaver gitmiyor bir turlu. Burada da sorumluyu ikna etme cabalarim sonuc vermiyor belki yarinki ucakta yer olabilecegini soyluyor. Bahsettigi ucak gunun ikinci ucagi yani var mi yok mu belli degil. Bilet var mi peki? Bugunden bilet yok belki yarin olacak ucak kalkarsa dusanbe'den ikinci sefer icin. Helikopter’i de zenginler kiralamis, o yuzden o da devre disi, kafamiz dagiliyor. Zengin darken, buralarda pek alisik olmadigimiz bir kavram gibi ama sonra aklimiza geliyor, Khorog’da gordugumuz ultra luks (uzaktan) Serena Inn hoteli geliyor aklima. Neyse Stan’larda ulasim boyle ne yazik ki. Saka gibi planli degil plansiz bir durum var. Bize soylenen bir hafta onceden biletlerin bittigi. Peki neden biletler karaborsa? Sebebi, devlet yollarini yapmiyor, yol varla yok arasında. O yuzden dunyanin en kotu yollarindan birinde 16 saat seyahat edip ucak bileti ile hemen hemen ayni parayi odemek var diger alternatif olarak.
Biz soforumuz var onunla gideriz derken kazin ayaginin oyle olmadigini biraz sonra ogreniyoruz. Soforumuzle herhalde anlasiriz bir sekilde ucak fiyatina diye dusunurken bize gidis donus fiyatina bir yolculuk onerince (4 kisi icin 800$) mecburen planimizi degistirdik. Sabah tanistigimiz Dusanbe ye gidecek olan ve araba ya ihtiyaci olan 2 Israilli backpacker’i aradik ve onlari planimiza dahil etmek istedik, 6 kisi olursak fiyat ucuzlar diye dusunerek onlari davet ettik. Ama onlar bizden daha ucuza baska bir jip bulduklarini soylediler. Sonucta biz onlarin planina dahil olduk. Adam basi 70Usd ye gidecegiz ama kelle koltukta o kesin. Yaklasik 3 saat aldi gelmeleri. Gelince bir de yemek yedi sofor ve arkadasi(yanina uyumamasi icin on koltuga arkadasini almis - butun gece uyudu). Arabamiz bu sefer daha buyuk bir jip (Toyota Land cruiser) 7 kisilik modeli. Ama tam da bizim soforumuz Mo’nun dedigi gibi cok yuksek sesle muzik dinliyor, surekli sigara iciyor, surekli mola veriyor. Tam bir iskence, bir de aldigi benzin bozuk cikinca yolculuk tam bir macera sekilde gecti. Khorog - Dusanbe arasinda bildigimiz anlamda bir yol yok. Cok bozuk bir dag yolu, ucurum kenari gidiyor yolun buyuk cogunlugu. Asfalt belki 30km de var onu da bir Turk sirketi yapmis. Gece dolunay isiginda nehir boyu ilerliyoruz. Nehir Afgan sinirini belirliyor kilometrelerce. Inanilmaz guzel bir manzara. Bazen ufak bazen buyuk Afgan koyleri var solumuzda. Yol cok tehlikeli ve muzik de cok yuksek sesli olunca uyumak mumkun degil. Sofor'un arkadasi horluyor, mecburen Ben devreye giriyorum, rusca biliyor sofor, onu uyanik tutmak icin saatlerce konusuyorum sonunda o pes ediyor, uyuyacak yer bakiyor. Oyle her yeri de begenmiyor, arabada uyumazmis pasa. Sonunda ucuncu yerde gozden kayboluyor, 1,5 saat sonra tekrar yine ayni yuksek sesli muzik, bozuk benzin, sigara ve ucurum kenari iskencesi devam ediyor. Saatlerce yol gidiyoruz, yolda polisler durduruyor, soforun taxi lisansi yokmus. Elini siktigi her polise 3-5somon veriyor. Rusvet diyor ne yapalim burasi boyle diye siritiyor. Vergi cok diyor memlekette.
Yol berbat durumda. Ya cipler var ya da Opel Astra lar. Astra fabrikasi Tacikistan da mi diye soruyorum sofore. Calistigi yerden sormusum, guluyor:-) parcasi cok ucuz bunlarin diyor, AMA soylemiyor neden ucuz oldugunu yedek parcasinin, Sonucta Tajikistan in kecisi :-) benim bildigim az da yakmaz ama şöför ısrarcı kokluyor benzini diyor, dağlarda ne dizel ne de gaz kullanıyor ovadakinin tersine.

Bu ulke tam anlamiyla sofor ulkesi. Sofor isen kralsin bu ulkede (digerlerinde de). Istedigin muzigi dinlet (biz 200 kusur defa ayni sarkiyi dinledik, defalarca uyarmamiza ragmen), sigara ic camlar kapali, on koltuga istedigini oturt, surekli dur kalk uyu vs. Bizim sofor haftada bir calisiyormus. Cok para kazaniyorum diyor, dedim biliyorum. Ucakla rekabet ediyorsunuz diyorum. Guluyor.
Muavin uyaniyor, karni acikmis, sabah kahvaltisi molasi veriyoruz. Zaten mola vere vere geldik, Eyvallah bir de kahvalti olsun. Kahvalti bitince tuvaletin yerini soruyorum, ilk sok tuvalette. Genelde kapi olmaz AMA tek tuvalet olur, yani tahtalarin arasinda bir delik. Bunda 2 tane var:-) bir de iki erkek hem buyuk abdest hem de koyu muhabbet :-) Ben iceri girince ikisi de çömelmiş olan adamlar el sallayıp selam verdiler:-) ne diyeyim iyi hela keyifleri:-)

Araba bozula bozula tam 16 saatin sonunda vardı dusanbe ye. Ben de oradan taksi ile 25,000som direkt sınıra devam ettim. Taksi de hem turk dizisi seyretmiş hem de TR ye gitmiş iki kişi vardı. Sayelerinde bütün Türk dizileri ile ilgili bilgim arttı aynı şekilde bol bol diktatörlerinden şikayet ettiler. Hatta birisi bu aksam ben de kal sana yemek yapayım sabah gidersin dedi. Biraz abartılı bir misafirperverlik hali.

Özbekistan'a geçmek için Tursunzade sınır kapısını kullandım. Tacik tarafı çok rahattı, hiç yormadan geçiriyorlar. Selamın Aleyküm Brat! Nasılsın Brat? Yine gel Brat! Bütün stan larda en çok kullanılan kelime bence 'Brat'. O kelime ruscaya eklenince sanirsin aile’den biri.
Çıktıktan sonra Özbek tarafına geçerken gezici döviz büfeleri var :-) gölgede göbeğini kaşıyan biri Özbek parası lazım mı diye sordu. Ondan biraz döviz aldım, kur 3000 karaborsa da ama olsun seklinde 2800'den. Özbek sınır kontrolü biraz uzun sürüyor, herseye tek tek bakılıyor. Çanta ve üst araması olagan. Cep telefonları laptop lar cd ler kitaplar aranıyor. Kitap, CD var mı ilk soru. Ne kitabı ikinci soru. Dini veya seksi bir kitap cd dvd broşür var mı yok mu sorusu bol.

Neyse bombos olan ve tek basima girdiğim gümrükten 40 dakikada çıkıyorum. Abartili bir guvensizlik hali hakim Ozbekistan’da.

Özbekistan topraklarındayım:-) sınır sehire uzak. Nasıl gidilir peki? Sınırın çıkışında bekleyen Taxi-dolmuşlarla. En yakın şehir Denou, 20-25 dakika mesafede. Oradaki otobüs terminalinden de başka şehirlere taksiler kalkıyor. Denov'a kadar 5000 oradan da 15000uzbeksom vererek termez'e geldim. Taksi’ler 4 kisi olmayinca kalkmiyorlar, o yuzden biraz zahmetli, ya da diger yolcularin parasini vereceksin. Yol bir mola ile 2,5 saat sürdü. Harita da uzak gibi gözüküyor ama esasında çok hızlı kullanıyorlar şehirler arasında. Herkeste radar detector var. Yuksek sesli müzik, sigara işkencesi de devam ediyor. Bir de sürekli birilerini arıyorlar, bitmeksizin. Anlaşılır gibi değil.

Sonunda baska bir taksi ile LP’de gordugum otele (Surhan Atlantic / 2227599) vardim. hem yer var hem de eski bir sovyet (ayni eski Intourist) oteli az rotuslu, hem de fiyati bedava (35000Uzsum) saka gibiJ Nostaljik eski Kazakhstan gunleri gibi. Tam film :-) Ozbekistandayiz ama oteli ruslar yonetiyor, cok eski bir jenerasyon, mavi onlukler, perma saclar, komik terlikler, yas ortalamasi 55-60. Sanki eski Rusya'da bir yerlerdeyim. Eşyalarımı bıraktım hemen dışarıda para bozdurmam lazım. Bir de internet lazım. Malum bu otelde Internet yok, zaten ülkede internet yok gibi.). Dışarıda bir taksi bekliyor, konuştuk Alişer’miş adı şöförün. Para bozdurmak için kimse bankaya gitmiyor, herkes pazarda bozduruyor ve kazık yemek mümkün çünkü memlekette bozuk para yok en ufak para birimi de 1000uzbsom banknote olunca 100$ için bir torba parayı saymak dert.
Neyse Aliser sağolsun bir arkadaşına götürdü. Bir bisküvi kutusu ile aşağı indi arkadaşı. Ici para dolu ama 500euro yoktur :-) ben 100Euro bozdurdum. Bütün ceplerim doldu. Alişer'in arkadaşı iki gun sonra yine gelirsin diyor Acele etme bozdurmak icin diyor tasiyamazsin hepsini. Turkcell(telia sonera) istiraki Ucell'den 10$'a, 1Gb internet ve dakikalarca konuşma. Özbekistan görece olarak daha ucuz diğer yerlere göre. 

DAY3-05.09.2014 - PAMIR Yolu Tajikistan - Bulunkul - Rashvika - Langar - Yamchun - BibiFatima - Ishkashim



Bugünkü rota esasında iki gün içinde yapacagımıza eşdeğer. Ilk programda iki gün seyahat edecekken programı bir gün kısaltıp sadece Cumartesi günleri Afganistan sınırında kurulan Ishkashim sınır geçişinin olduğu yerde kurulan pazara yetişmek amacimiz. Ben Afganistan’a gidecegim ama grupta oraya gidecek olan kimse yok.
Gölleri geçerek sınıra doğru güneye iniyoruz. Sınırı geçmememize rağmen sınırdaki askeri birlikte kayıt yaptırıyoruz ve Pamir nehri boyunca solumuzda Afganistan olacak şekilde ilerliyoruz. Manzara yine muhtesem, derin yamaclar karsilikli hem Afganistan hem de bizim tarafta. Göç zamanı oldugu icin, onlarca koyun, keçi be büyükbaş sürüsü yollarda önümüzde tozu dumana katarak ilerliyorlar, amaçları havalar çok soğumadan aşağılara inmek. Bundan sonra hep dere boyu gideceğiz 2 gün boyunca, bir taraf hep uçurum, diğer tarafımız dağ. Yol varmış bir zamanlar ama şimdi esamesi okunmuyor. Manzara inanılmaz güzel ve etkileyici. Boz, sarı, kurak ve karlı daglar var hem Afgan hem de Tacik tarafında. Rus askerlerinin uçuruma yuvarlandığı yerde fotoğraf çektiriyoruz.
Ilk durağımız Langar civarındaki eski devir duvar yazıları. Şöförümüz yeri biliyor, bu sefer daha eminiz bulacağımıza. Yürüyoruz köyün içinden, mezarlığın içinden çıkılıyor diyorlar. Mezarlık Müslüman mezarlığı ama ne hikmetse mezarlarda Ruslar'dan kalma bir alışkanlık olsa gerek mezarlarda fotoğraflar var (polaroid de var çok ince taş işçiliği de). Bir kaç grafiti benzeri haricinde duvar yazısı göremiyoruz eski dönemlerden ama alan eski bir nekropol o cok bariz ama kazılmamış defineciler tarafindan daha.
Daha sonra da eski caglardan kalma bir budist tapinagina gidiyoruz, yeni onarilmis. Buyuk bir kaya blogunun uzerine bir suru magara ve en tepesinde tapinak (ya da adak yeri) var.

Afganistan'dan gelen nehirlerin deltasına kurulmuş köy. Ilk kez yeşil bir köye geldik. Burada daha evvel hiç duymadığım ve okumadığım bir müzeye gidiyoruz. Bu vadi ve devami tamamıyla başka bir kültüre ev sahipliği ediyor, orada ilk kez cok sik jip’ler goruyoruz, ilk once askeri bir jip saniyorum. Ama dikkatli bakinca AgaHan Foundation’in yazisi var. AgaHan buralarin gercek koruyucusu ve butun kalkinma projelerinin arkasinda olan kisi (vakif/grup neyse). Sonrasinda da sik sik karsilastik zaten Aga Han ile. Bu bolge Wakhan Corridor olarak aniliyor, Ismaili yani Sufi inancının merkezi sayılıyormuş. Yanimiza muzenin kapi-kulu olan ailenin oglu Nazim’i aliyoruz. Müze olarak, buraların meşhur Sufi hocasının (Mubarak Kadam Wakhani (1843–1903)) evinin bir kopyasının olduğu eve gidiyoruz. Eve girmeden evvel de yine aynı hocanın yaptığı güneş saatini anlatıyorlar bize. Güneş saati (solar calendar) Nevruz'un tam zamanını gösteriyormuş ve her sene Nevruz'un başlangıcı da güneş saatine bakılarak yapılıyormuş. Müze içerisinde de hocanın öğretileri, yazdığı kitaplar ve hakkında yazılan kitaplar var. Geniş bir odada ibadet zamanı çaldığı yaylı sazları görüyoruz eski zaman evi içerisinde. Hazreti Ali başköşede. Çok Telli sazlarla kısa bir konser veriyor. Söz yok, hüzün var makamlarda. Ibadet zamanı çalınıyormuş sazlar. 
Hoca ölmeden bir sene evvel kendi mezar yerini yaptırmış ve beni buraya gömün demiş. Hem mezar yerinin fotoğrafı hem de hocanın 40 gün geçirdiği Çilehane'nin fotoğrafı var. Ziyaretçiler anlasın diye Çilehane'nin bir benzerini yapmışlar dışarıya. Çok ilginç bir deneyim oldu müze.



Dışarı çıkınca yol boyunca ilerlerken Karl Marx ve Angels yanyana sag tarafımızda, tahminen 6,000 üstü zirveler. Ismini hala değiştirmemişler. 
Yolun altından yukarıda bir tepede bir kale gözüküyor kıvrıla kıvrıla yol yukarıya çıktı ve biz kaleye ulaştık. Bütün vadiye hakim hala ayakta kalabilmiş bir tepe. Tahminen diğer bütün kaleler gibi bunu da Ruslar Afgan savaşında gözetleme amaçlı kullanmışlardır. Yamchun olması lazım kalenin ismi.

Az ilerisinde meşhur sıcak su kaynağı BibiFatima var. Dağ yarığında nehir dibinde sıcak su çıkan yerin etrafını çevirmişler, çocuğu olmayan kadınlar için bir şifa yeri(ymiş). Giriş 2-3$. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı alınıyor içeri. Keyifli bir deneyim 10 dakika için olsa bile. Su gayet sıcak, çocuk sahibi olmaya çalışan yok aramızda o yüzden 5 ritüeli yapmadan çıkıyoruz içeriden.
Bizim sıramız gelene kadar bizden hemen sonra gelen kadınlarla muhabbet ediyoruz. Daha doğrusu onlar soruyor biz cevaplıyoruz. Bir de fotoğraf çektirmek istiyorlar. Müslüman bir yerde biraz ilginç bir durum. Ilk o zaman dikkatimi çekiyor gözleri. Gözlerin çoğunluğu renkli ve geneli çok açık mavi. Suratlar güzel, Boyunlar uzun ve herkes ince. Şöför durumu anlıyor, buralarda ne yazık ki böyle diyor, biraz farklılar diyor fotoğraf için. Haklı fark çok büyük. Zaten Pamir'in Wakhan Corridor'da Vadisinde hep aynı kadınları göreceğiz, güzel uzun ince ve alımlı aynı zamanda hayatın merkezinde. Çoban olarak bu kadar çok kadını başka hiçbir ülkede görmedim, restoran - otel - market işleten de keza. Dini olarak Sufi (Ismaili) inancini benimsemisler. Belki de o yuzden.

Bugünkü son durağımız Ishkashim. Köyün tahminen tek oteli olan Hanis GuestHouse’da kalıyoruz. Ev sahibi Vadi, cok becerikli ve ingilizce biliyor. 20$ oda kahvaltı ve yemek. Otel dolu iyi ki yer ayırırmışız. Alman Fransız Italyan Iranli Israilli Isvicreli turistler var. Herkes yarın kurulacak pazar için orada. Akşam yemeğinde ve akabinde yolculuk anıları anlatılıyor. Herkesin farklı bir hikayesi var, Rus kızlardan sıkılıp kafa dağıtmak için Dusanbe'ye gelip iki haftadır tek başına dağlarda kiraladığı motosikleti ile gezen Milano'lu Steffano mu yoksa Alsace bölgesinden tek başına Osh'a gelip oradan otostop ile Pamir'e geçip orada tek başına yürüyüş yapan Guillam mı ya da tek başına Isviçre'den jip'iyle gelmiş olan teyze mi? Hikaye bol, gece kısa.

DAY2-04.09.2014 - PAMIR Yolu Tajikistan - Murghab



Sıcak bir duş ve akabinde yolculugun ilk kahvaltısi, ekmek, reçel, tereyağı, omlet ve yeşil çay. Bu stan’lardaki kahvaltı menüsü standart, genelde böyle belki fazladan meyve oluyor. Peynir veya domates cok ender sofraya geliyor.
Murghab'da pazar var. Konteynerların içimde kendilerine göre planlı bir pazar var alış veriş için. Yolculuk boyunca su en büyük problem. Bol bol su bisküvit ve meyve alıyoruz. Para bozduruyoruz sokakta ve orada anlıyorum ki buralarda Euro'nun pek bir kıymeti yok. Çok düşükten bozuyorlar, neyse zaman yoktu bozduracak gelmeden, yapacak birsey yok. Birbiri ardına gölleri geçiyoruz sağımız ve solumuzda. Çok büyük bir tuz gölünü de öğle yemeğinden sonra.
Yol üzerinde biryerlerde eski devirlerden kalma duvar yazıları olması lazım. Öyle okumuştum. Şöförümüze söylüyorum onayı da alınca gruptan iz yol ve tabela'nın olmadığı bir coğrafyada bulmaya çalışıyoruz gideceğimiz yeri. Yarım saat 45 dakika olması gereken yerde arıyoruz duvar yazilarini ama nafile bir çaba. Gidecek olanlara tavsiye, üstüste konulan taşları takip etsinler, yazılar bir mağaranın duvarında az yukarıda. Yazıların olduğu yerde de eski bir tabela var. Bizden evvel gelen turist’lerin rehberi bize fotograflarla gosterdi nerede oldugunu.
Öğle yemeği için seçtiğimiz yer Alichur. Isimler hep Turkce Cunku Pamir halkı Kırgız kökenli, chur cöl demekmiş. Alichur nehrinin kıyısında balık yiyeceğimizi hayal ederek 2 restorandan birine gittik. Hava soguk, baliklar kacmis, neyse etli patatesli ve lahanalı güzel bir yemek yedik. Yine dolarla ödeme yaptık. 3$. Yemek sonrası tuvalete gidenlerin görüntüsü muazzamdı :-) Tuvaletlerde kapi genelde kullanilmiyor, hela desem daha iyi, ya da cukur.
Yemekten sonra tuz golune vardik, manzara etkileyici daha sonra da önce Bulunkul sonra da Yeşil Gol’e / Yashilkul Gölü'ne gittik. Manzara muhteşem. Yukseklik +3700metre. Gölün yanındaki iki Kazakistan plakalı cipin yanına park ediyoruz. Kazakıstan'da yaşıyan yaşlı bir Alman ve daha genç bir kazak karısı ve yaşlı 3 Alman çift var, Kazakistan'dan gelmişler o aksam orada kalacaklarmış. Onlarla konuşurken benim seyahat arkadaslarımın baskısıyla mayomu giyip 3727metrede gole giriyorum. Buzlu su soğukluğunda ama ekip ruhunu bozmak olmaz. Fonda BeachBoys çalıyor Andy motivasyon niyetine. Neyse ki cok kalmiyoruz. Cikinca hemen giyinip, guneste isiniyoruz. Gunes batmadan, Bulunkul’a geri donuyoruz. Aksam hemen gölün arkasındaki Bulunkul'da kalacağız. Bu sefer akşam yemeği ve sabah kahvaltısı 20$. Hava kararmasıyla beraber sıcaklık eksi derecelere düşüyor. HomeStay'in sahibi yakıyor sobayı. Tezek kokar diyor ama etrafta ne ağaç var ne kömür tabii ki de tezek yakıyorlar. Konuştukları dil yine Türkçe ama biraz daha değişik ama anlaşılıyor. Pamir'lerde hep Türkce duyduk sonuçta. Nüfüs az ama kırgızlar yaşıyor yoğunlukla. Çay içiyoruz akşam yemeğinde yediğimiz balığın arkasından. Cayla beraber laf lafi aciyor. Televizyon gormuyorum etrafta ama yine Turk dizileri ile baslayan bir muhabbet var. Ama ilginc iki bilgi veriyorlar. Daha evvel Turkiye’den bir kiz gelmis bisikleti ile gectigimiz haftalarda / aylarda, Gurkan Genc’i hatirlamiyorlar. Bir de buralardan Turkiye’ye gidenleri sordular. Sonra hatirladim Van’a yerlestirilen, TRT’de gordugum, Pamir Turkleri sanirim. Hemen benzerini soylediler, Dogu’da daglarda yasayan bir asiret varmis Pamir’den diye. Neyse uykumuz geliyor, hep beraber yan yana aynı odada kalacağız. Odanın camları çift cam ama yine de içerisi ısınmıyor. Kışın bu odada bütün aile yatıyormuş en çok ısınan yer burası olduğu için. Kat kat yorgan ve döşek seriyor ev sahibi. Odanın içi herşeye rağmen ısınmıyor. Yazılana göre ülkenin en soğuk yeriymiş. Altımızda buzul olmalı. Akşam kurt ve köpek atışması uyutmadı. Mecburen tuvalete kalktım. Hela eski usul tahta kulübe içinde delik ama bu sefer kapısı var. Birilerine selam vermeden tuvalette kalmak mümkün. bir sürü ev için yapılmış ama evlerin az ilerisinde, hacethane, ama hava soğukken zor oluyor:-)